Küresel krizde klasik iktisatın mazeretleri

Dünya şimdiye kadar görülmedik bir şekilde ekonomik çöküntü içine girmekte. Finansal kriz, küreselleşmeyle birlikte domino taşları gibi bütün ülkeleri ateşin içine atıyor. Bu noktada krizin önüne geçebilmek ya da etkisini azaltabilmek için batan şirketlere devletler para akıtmakta ama kriz o kadar derin ki değil azaltmak, hiç fayda bile etmiyor. Amerika ilk etapta 700 milyar $ enjekte etmesine rağmen faydayı göremeyince temsilciler meclisi 800 milyarlık ikinci paketi de onayladı. Elbette Türkiye de bundan nasibini aldı. Yaşanan durgunluk, sıcak paranın ülkeden çekilmesi, ihracat yaptığımız ülkelerdeki talep daralması gibi etkenler eylül ayından beri ekonomimizi sarsmakta.

Yaşanan gelişmelere kısaca değindikten sonra 2. Ekonomik Buhran'ın sebeplerine ve de sonrasında Atilla Yayla'nın görüşlerine değinelim.

Kriz, ilk olarak ABD'de 2000'li yılların başlarından itibaren piyasanın canlanması için yapılan kredi teşvikleri ile başladı. Düşük faizli aynı zamanda riski yüksek krediler amerikan ekonomisinde cirit atmaya başadı. Herkese ev sloganıyla yola çıkan "mortgage" kredileri ile artan talep yüzünden emlak kredileri yükseldi. Sonrasında da bireylerin finansal durum ve risk ölçütünü gözardı eden kredi kuruluşları gücü olana da olmayana da para dağıttı. İnsanlara ödeyemeyecekleri borçlar verildi. Bu aşamada emlak fiyatları gene artmaya devam etti. Öyle krediler verildi ki herkes zengin gibi göründü. Evler, arabalar, lüks yaşamlar gelenek yada moda haline geldi. Bankalar daha fazla kredi vermek için elindeki alacak senetlerini yani kredi alacaklarını satmaya ve yeni gelirler elde etme arayışına girdi. Bu zincir dünya piyasasının likiditesinin bu yönde işlemesine ve bu döngüde hareket etmesine sebep oldu. Özellikle hedge fonları yani büyük sermayelerin oluşturduğu finans güçleri olaydan fazlaca nemalandılar. Hedge fonlarının hacminin 2000'li yıllardan günümüze 3 trilyon doları bulduğu tahmin edilmektedir. Ünlü finans tilkisi Soros'da hedge fonlarının aktörlerinden biridir ayrıca. Böylelikle bir sistem gelişti.

Artan talebe kaynak bulmak ve büyük kazançlar elde etmek olgusu her yanı sardı . Sistem, kapitalizmin doğal sonucu olarak iyiden iyiye kural tanımaz ve yarınını düşünmez hale geldi. Potansiyel talebe ve tahsilatlara göre finansman sağlayan kredi araçları; tüketicilerin aldığı kredilerin vadesi dolduğunda rüyadan uyanması ve ödemelerin aksamasıyla ilk domino taşı devrildi ve beraberinde diğerleri peşinden tepetaklak gitti.

Şimdi zurnanın zırt dediği yerdeyiz. Üretimle kazanılan parasal değerlerin gene üretime yani yatırıma aktarılmaması bunun yerine kağıtlarla oynayarak borsa cambazlığına soyunulması esnasında birileri kaybedecek birileri de kazanacaktır. Bu iki kere iki dört gibi bir kuraldır. Tamamen orman kanunları niteliğinde olan güçlünün zayıfı, rehavete kapılanın avlanması finasal krizin işleyişini belirledi. Hani derler ya ayağını yorganına göre uzat. Bunu kimse yapmadı. Dünya ekonomisinin ölçek büyüklüğü 60 trilyon dolar iken neredeyse 30 trilyon doların borsa kumarında harcanması demek muazzam bir çöküşün kırmızı halıyla davet edilmesi demektir. 30 trilyon dolar dedim bu rakam en iyimser tahmin, fazlası da mümkün. Peki nerede bu para? Paranın biryere gittiği yok, sanal olarak alacakla borç ödenmesi, 3 kuruşun varken 30 kuruşluk harcamaya ve borçlanmaya kalkmak bütün mesele. Borçlanan battı, o alacağıyla yatırıma giden de.

Finans piyasaları hep mucizeler dünyası gibi sunuldu küçük ve büyük yatırımcıya. Parana paranla değer kat, taş atıp da kolun ağrımadan para kazan, bilgisayar başından oyun oynar gibi senetlerle, tahvillerle, fonlarla yatırım yapmak zorunluluk hale getirildi. Devletler bile bunu kullanmakta. Tahville borçlanıp dolaylı da olsa finans sistemi üzerinde aktörlerden yani bizzat oyuncu olarak katılmakta.

Liberal ekonominin, klasik iktisatın, piyasa ekonomisinin belli başlı kuralları vardır. Bunlar "her arz kendi talebini yaratır", "piyasa müdahale edilmediği müddetçe dengesini kendisi oluşturur" bu anlayışa sahip çevreler der ki, devlet piyasadan elini eteğini çekmeli ya da mümkün olduğu kadar uzak durarak sadece gerektiğinde devreye girmeli. Klasik iktisatın fikir babası Adam Smith’in "laissez faire, laissez passer, le monde va de lui même" olan liberalizmin fransizca sloganı olan, "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" sözü de sermayeyi rahat bırakın manasında bir piyasa sloganıdır. Sayın Atilla Yayla'da bu akımın Türkiye'deki akademisyen müritlerinden biridir. Yaşanan krizde şu an uygulanmakta olan ve sayısız krizleri insanlığa yaşatan ekonomik yaklaşımın savunucusu olarak devleti sorumlu tutmakta ve Amerika'daki mali çöküşte devletin piyasayı regüle etmesini yani yönetmesi/sınırlkarını belirlemesini krizin nedeni olarak öne sürmekte. Devletler piyasayı regüle etmiş olabilir burada uygulamada hatalar elbette var. Fakat, devletin buradaki müdahale hatası karışması değil tam olarak sermayeyi yönetememesi olgusudur. Devlet, özellikle Amerikan maliyesi, finans piyasalarındaki yaşanan kredi çılgınlığını kendi hayrına diye düşünmüş, Yarının ne getireceğini planlayacağına durumdan pay çıkarma derdine gitmiştir.

Atilla Yayla'ya göre piyasa başından itibaren rahat bırakılsaydı arz rtalep dengesi zamanla dengesini bulacak ve böyle bir kriz ortaya çıkmayacaktı. Peki kapitalizmin kar marjı adına sınırsız açgözlülüğü nasıl önlenecekti sorusu akla geldiğinde gene bilindik ezber devreye sokuluyor kendileri tarafından. Nedir bu? cevap, piyasa dengesi. Küreselleşen ekonomide zaten yerel güçlerin ezildiğini, değil kobilerin, holdinglerin bile ancak birleşme ve satın almalar ile yani tröst oluşumlarla geleceğini yönlendirdiği çok da fazla önem arzetmiyor piyasacı iktisatçıları ve sermayeyi.

Kontrolsüz gücün güç olmadığını elbet onlar da biliyor. Fakat devletin hakim olduğu bir sistemde hareket kabiliyetlerinin sınırlı olması onların yatırım adına planlarının kafalarına göre şekillenememesi baskıcı düzende oldukları duygusunu veriyor. Ellerinde potansiyel bir güç var ve kullanamiyorlar elbette bu onları rahatsız edecek. En kolay örnek bu olaya süper, hiper, gros marketler sayesinde küçük esnafın düştüğü içler acısı durumdur.

Farz edelim devlet müdahale etmiyor piyasaya ve sermaye kafasına göre cirit atıyor. Fiyatlar ve faizler dalgalanıyor iniyor çıkıyor. Denge noktasına kadar dünya nerelere sürüklenir düşünmek bile zor...
Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.