Şimdi gene bir kriz, bu kez ateş avrupayı ve ABD'yi yaktığı kadar olmasa da yavaş yavaş ateşin sıcaklığını iyiden iyiye hissediyoruz. İhracat rakamları tehlike sınırlarını zorlar hale geldi .Öyle ki, geçtiğimiz ocak ayındaki üretim bir önceki yıla göre %21,3 düştü. Daha önceki yıllara ait değerlere baktığımızda ise sanayi üretimimiz, temmuz 1994'te %16,3 ağustos 1999'da %10,2 kasım 2001'de %14.1 gerilemişti. Durumun vehameti herhalde daha bariz ortaya konamazdı. Beklenti o ki gelişmeler daha iyiye değil bunun kötüsünü de yaşayacağız. Avrupada ve dünyada muazzam bir talep daralması yaşanırken bunun bizim ihracatımızı baltalamayacağını fırsatlara dönüşebileceğini söylemek cahilliğin daniskası olacaktır.
Kriz dönemsel değil kroniktir. Dünya toparlansa bile toparlanması en az 4-7 yıl tekrar gelişme sürecine girmesi sonraki 3 yıllık dönemde göstergelerin artış seyrinin olumlu süreci ise 10 yılı bulacaktır. Sonrası ise gene krizdir. Sebebi ise piyasa ve rekabet ortamıdır. Bu rekabet insanlara albenisi olan bir getiri gibi sunulsa da genel bağlamda iki filin bir züccaciye dükkanında güreştirilmesi gibidir ekonomik rekabet. Galip gelmek, kazanmak ve piyasa hakimi olmak için; "yaşamak için öldür" kuralı vardır piyasa ekonomisinde. Daha doğrusu piyasanın hükmettiği ekonomilerde.
Türk Dış Ticaret Derneği (TÜRKTRADE) gelişmeler kötü gidiyor, baktım olacak gibi değil, taşın altına elimi sokayım demiş ve Dünya Gazetesi'nin tabiriyle ezber bozan bir istihdam ve teşvik paketini açıkladı. Paket genel hatlarıyla
- Kamunun daha fazla para saçmasına,
- Kamunun getirisi yüksek girişimlerinin özelleştirilmesine,
- Elektriğin ucuzlatılmasına,
- Ssk işveren payının bir kısmının devlet tarafından karşılanmasına,
- Bankalar kanununda değişiklik yapılarak kredi musluklarının açılmasına dayanmakta.
- IMF ile bir an önce anlaşılarak kredi teminine...
IMF'den gelecek para yatırıma gitmediği sürece ülkeye faydası yok borç ödemek için ya da bedel ödemek için alınacak borç yeni paketlerin kapısını açacaktır. SSK işveren paylarının yüksekliğinden hep dem vurur zaten sermaye çevreleri. Krizde de başımdan yükleri al derler her zaman maliyeye. Sosyal güvencenin potansiyel bir patlamaya hazır bomba olduğu konusunda ise sesleri çıkmaz hiçbir zaman. Avrupanın en büyük sanayi devi Almanya'da birkaç yıl önce sosyal güvenlik ödemelerinin devlete getirdiği yük nedeniyle bir bakan yaşlıları öldürelim bile dediyse nüfusunun yarısı genç olan bizde çok değil 20 yıl sonraki SGK ödemeleri ve sağlık hizmetlerinin karşılanması nasıl sosyal bir patlamaya sebep olabileceğini konusunda ise ezber bozan yaklaşımları nedense yok. Demek istediğim şu ki devletler nasıl 5-10 yıllık bir program uyguluyor ya da uygulamak zorunda ise firmalar da ayağını yorganına göre uzatacak! İşsislik fonu onların çıkardığı işsizlerin aç açıkta kalmaması için kurulmuş olan bir fon. Borç alacaklarsa o başka tabi ki.
Sonuç olarak krize neden olanlar rezidanslarında viskilerini yudumlar iken faturasını öyle yada böyle kamuya yani halkın vergilerine yüklemeleri ne hak ne hukuk ne de adalete sığar...








Siz Ne Düşünüyorsunuz ?
►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.