Kayıtdışı ekonomi sempozyum sunumu

Global bağlamda ülkeler ekonomilerinden katma değer elde ederek gelir kazanan özel ve tüzel kişilerin devletlere olan yükümlülüklerini yani vergileri kaçırması ile ortaya çıkankayıt altına alınamayan gelirler ülkelerin kanayan birer yaraları olmaktadır. Sermayeyi oluşturan teşekküller istihdam sağladıkları, ülkeye gelir getirdiği gibi nedenleri öne sürerek vergi ödemekten istisna, muafiyet ve teşvikler istemekteler.

Finansal sistemlerin günümüzde sermaye odaklarının gelişimi üzerine şekillenmesinden dolayı artık kamu ekonomiden giderek elini ayağını çekmek durumunda kalmıştır. Sadece sistem çöktüğünde ortaya çıkması gibi birrol yüklenmiştir kamuya. Bu noktada kısıtlanan devlet, dolaysız vergilerden çıkıp dolaylı vergiler üzerine kaynak elde etme yollarına giderek KDV, ÖTV gibi vergiler ile gerilirini maksimilize etme temel politikasıdırr devletlerin. Bu da fiyatlar üzerine enflasyonist baskı uygulayarak zaten asgari geçim standartlarında yaşayan toplumu daha ucuz mal ve hizmet arayışına itmekte, arz piyasasını da bu yönde ucuz mal üretmeye teşvik etmektedir. Ucuz mal nasıl elde edilir konusunda ise üreticileri ya üretim tekniklerinde gelişme, ya kalite yönetimi politikasına ya da vergilerden kaçarak aradaki farkı indirim olarak sunmasına itmektedir. Kayıtsız işçi çalıştırma, faturalarda hile ve şişirilmiş gider faturaları en çok kullanılan vergi kaçırma yöntemleridir.

Yukarıda özeti yer alan "Kayıtdışı Ekonomi" konusu ile ilgili 19-20 Nisan 2006 tarihinde Sakarya Üniversitesi'nde düzenlenen organizasyon komitesinde yer aldığım ve konuşmacı olarak katıldığım "Küresel Trendler ve Türkiye'ye Yansımaları" konulu sempozyumda yer alan sunumumun konuşma metinleri ve slayt görüntüleri aşağıda yer almaktadır.

(Giriş)

Kayıt dışı ekonomi ile ilgili gerek siyasi gerekse konu ile ilgili uzmanlar tarafından tartışılan bir konu olmuş, yıllardır çok şey söylenmiş birçok eleştiri getirilmiştir.

Kayıt dışı ekonomi kimi zaman bazı ülkelerde kayıt altına tutulan ekonomik faaliyetlerin üzerine çıktığı da söylenmiştir.

Yapmış olduğum çalışmada kayıt dışı ekonominin yıllara ve gelişen ekonomik trendlere göre seyrini inceleme imkanı buldum.
Kamu gelirlerinin kayba uğradığı, vergi gelirlerinden kısmen yoksun kaldığı iktisadi faaliyetler kimi zaman değişik isimlerle anılmıştır. Bütün bu adlandırmalara genel olarak devletin bilgisi dışındaki veya etkisi dışındaki “öteki işlemlerdir”


İktisadi faaliyetler matematiksel bir ters oranlı denklik arz etmektedir şöyle ki kayıt dışı ekonomi büyüdükçe kayıtlı ekonomik işlemler küçülür. Bunun nedeni ekonominin içindeki aktörler bellidir ve bu aktörler belli bir bütünlük oluşturur. Aslında ortaya koyduğumuz bu bütünlük iktisadi faaliyetlerin vergisel bir rekabetidir. Rekabetin kutuplarının bir tarafında kendisini mükelleflerin ortağı olarak gören devlet diğer yanda gelirini karını ve faydasını maksimum düzeyde tutmak için çabalayan ekonomik faaliyetleri gerçekleştiren gerçek ve tüzel kişiler vardır.

Mükellefler daha önce de belirttiğimiz gibi ister yasalar çerçevesinde ister yasalara aykırı olarak gelirini maksimilize edebilmek ya hiç vergilendirilmemeyi yada ödeyeceği verginin minimum değerde olmasını arzu eder. Burada her ne kadar böyle bir yargıya varsak da halkın vergi kültürü, devletlerin adil vergi sistemi ve denetim mekanizmalarının etkinliği ülkelerin gelişmişliklerinde belirleyici unsurlardandır

Türkiye'nin kayıt dışı ekonomide en kötü ülkeler olan Nijerya, Mısır ve Tunus'un (yüzde 68-76) hemen ardından gelmektedir. Ülkemizde arda arda yaşanan ekonomik krizler kayıt dışı faaliyetlerin artmasına zemin hazırlamıştır.

Özellikle borçlanma yoluyla özel sektörün üretken yatırımlarına gidebilecek fonlarının kamu kesimine aktarılması ve bu fonların özel sektörden daha verimsiz kullanılması, gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızını sürekli düşürmekte ve ekonomik istikrarsızlıklara yol açmaktadır.

Küresel düzeyde kara para faaliyetleri, bu faaliyetler sonucu elde edilen kazançlar ve bu kazançların mali sistem içerisinde aklanması işlemlerini kesin olarak tespit edebilmek oldukça güç, hatta imkansızdır.

Uluslar arası Para Fonu, Uluslararası Mali İstatistikler Departmanı dünyadaki toplam kara para miktarını 700 milyar ile 1 trilyon dolar arası bir rakam olarak tahmin etmektedir. Kara para miktarında yıllık 80 ile 100 milyar dolar arası bir artış olduğu ifade edilmektedir. Sadece uyuşturucu ticaretinde yıllık yaklaşık 500 milyar dolarlık bir hacimden bahsedilmektedir.



Tabiiki bu bahsi geçen rakamlar hiç de azımsanmayacak değerlerdir. Birileri illegal yollardan zengin olmakta veya geline gelir eklemektedir.

Kara Paranın Türkiye’de hangi düzeyde olduğuna kısaca değinirsek;

Susurluk Komisyonu raporuna ve Amerikan DEA kuruluşuna göre kara paranın Türkiye boyutu 50 milyar dolardır. Bunun daha altında 30 ve 40 milyar dolar rakamlar da telaffuz edilmektedir.

Türkiye’de kara paranın en büyük kaynağını uyuşturucu madde kaçakçılığı oluşturmaktadır. Bir hesaba göre, 1997 yılı içerisinde yakalanan uyuşturucu maddelerin (esrar, eroin, baz morfin ve kokain) piyasa fiyatı 500 milyon Alman Markı dolayındadır.

Yıllık ihracatı yalnızca 8 milyon dolar olan şirket 170 milyon dolara banka satın alabilmekte ve bu parayı iki yıl içinde ödemeyi taahhüt etmektedir. 28 yaşındaki bir isim, bankaya bu gün yatırdığı 700 milyon doları ertesi günü çekmiştir.

Servet beyanı kaldırılmış, bankalarda isimsiz hesaplara para yatırabilme olanağı getirilmiştir. Ayrıca bu parayla devlet tahvili, hazine bonosu, döviz veya gayri menkule de yatırım yapılabilmektedir.


Kısa vadeli dış borç 1994- 1997 döneminde 6 milyar dolardan 24 milyar dolara yükselmiştir. 1990 yılında 20 olan banka sayısı 1997 yılında 59 a yükselmiştir. KKTC’deki off-shore banka sayısı 26’ya çıkmıştır.

T.B.M.M. hesapları İnceleme Komisyonu’nun 1994 yılındaki araştırmasında ulaşılan bazı sonuçlara göre;

-Türkiye’de 2 bin’in üzerinde tefeci yılda 100 trilyon liraya hükmetmektedir.

-Her tefecinin yanında bir hukukçu ile tahsilat çetesi mevcuttur. Gerektiğinde ayaklarından vurarak halk arasında topuklarından sıkma olarak da bilinmekte ya da öldürerek tahsilat yapıyorlar.

-Tefeciler cezaevinden tahliye olan bir çok teröriste çek-senet mafyası adıyla güvenli ve düzenli bir iş-gelir kaynağı sağlıyorlar.

-Tefeciler yüzünden son on yılda ülkemizde hayali ihracatçılara, uyuşturucu ve silah kaçakçılarına yüksek faizle büyük kazanç sağlanmıştır.

Son dönemlerde ülkemizde sık sık yaşanan kaçak işçi operasyonları kayıt dışılığın istihdam boyutuna birer örnek niteliğinde olup, bunun yanında Amerika’da zencilere ve göçmenlere karşı takınılan tavırlar, Fransa’daki Banliyö isyanları ve tazeliğini hala koruyan gençleri ayağa kaldıran yeni iş yasası, iş gücü taleplerinin değil gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş olan ülkelerde de ne denli sorun olduğu gözler önündedir. Yaşanan bu iş talebindeki önlenemez artış firmaları, kayıt dışı istihdama teşvik eden bir etken olmaktadır. Bunların altında kısaca kıt kaynakların paylaşılamaması diyebiliriz.


SON OLARAK ;

Çağdaş toplumları bir araya getiren ve o bireyleri sosyal birlikteliklerini sağlayan devlet yapısının varlığını koruyup devam ettiği sürece ayakta kalabileceğinin bireyler tarafından özümsenmesi bilinci var olmalıdır. Devlet en büyük gelir kaynağından mahrum bırakılırsa bunun yol açacağı sonuçlar yine vatandaşlarının karşısına çıkacaktır. İşte burada karşılıklı olarak vatandaş-devlet işbirliği sağlanmalı her ikisine düşen ödevler yerine getirilmelidir.


Sempozyumun ayrıntıları:

Prof. Dr. Aytaç EKER’in oturum başkanlığındaki 1. oturumda; Prof. Dr. Hasan SELÇUK, Prof. Dr. H. Musa TAŞDELEN, Doç. Dr. Seyfettin ERDOĞAN ve Yrd. Doç. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ,

Prof. Dr. H. Musa TAŞDELEN’in oturum başkanlığında gerçekleşen 2.oturumda ise; Prof. Dr. Mehmet ALTAN, Prof. Dr. Rıdvan KARLUK ve Yrd. Doç. Dr. Oğuz KAYMAKCI tebliğlerini sunmuşlardır.

Sempozyumun ikinci gününde, 3. oturum; Yrd. Doç..Dr. Oğuz KAYMAKCI’nın oturum başkanlığında gerçekleşmiş ve Yrd. Doç. Dr. Nurettin ÖZTÜRK, Yrd. Doç. Dr. Hafize MEDER, Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul ACARTÜRK, Yrd. Doç. Dr. Nesrin KENAR ve Yrd. Doç. Dr. G. Saynur BOZKURT,

öğleden sonra gerçekleşen 4.oturumda ise, "Öğrenci Gözüyle Küreselleşme" olgusu ele alınmış, Oğuz DEMİR, Özlem AYANOĞLU, Burak DEMİROCAK, Numan GÜR ve Alper Tunga AVCI bildirilerini sunmuşlardır.

Sempozyum sonrasında oturumlara katılan tüm öğrencilere katılım sertifikası verilmiştir. Sempozyumun organizasyon komitesinde Sakarya Üniversitesi İİBF öğrencilerinden Burak DEMİROCAK, İlknur ERADAN, Esra SİNİCİ, Füsun BİTİRİM, Gül Pınar EFE, Sibel GÜRÜN, Özlem SİYAH, Selin YÜCEL, İlker ARSLAN, Hilal Alpaslan ve Numan GÜR yer almışlardır.

Ayrıntılı bilgi için:
oguzkaymakci.net


Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.