Amaç futbol mu?

Avrupa'lı kulüplerin başkanlarını taraftarların bir çoğu tanımaz bilmez hatta ismini bile duymayan birçok futbolsever vardır. Çağdaş futbolda ön planda olan futbolcular ve onlardan sorumlu idari personeldir. Patron, kulübün teknik direktörü, menejeridir. Öyle de olmalıdır. Külüp başkanları, kulüplerin genel yönetimlerinden sorumlu olup sadece idari yetkilerle sınırlandırılmış bir görevi vardır. Böylelikle futbolcuların ve takımın başarısından sorumlu tek mercii teknik kadrodur. Transferleri onlar gerçekleştirip takımları onlar şekillendirirler. Kulübün başarıları da teknik kadronun politikaları ile belirlenip yönetici kadro ile de takip edilir. Büyük kulüpler tıpkı büyük devletler gibi transfer politikalarını ve teknik kadro seçimlerini uzun dönemli politikalar üzerine kurup kulüp geleceğini bu yapılanma üle belirlerler. Byük kulüp ve küçük kulüp ayrımını sırf bu durum ile bile ayırd etmek mümkündür.

Ülkemizde yukarıda anlattığımız olgu tam bir facia olarak tam tersi niteliğinde bir durumla karşımıza çıkmakta. Kulüp başkanları sanki kulüp idarecisi değil gelin kaynana programlarına katılan kavgacı tipler. Ne kulüp vizyonları var ne de sportif bir politikaları. Çok değil daha 15-20 yıl önce tribünlerimiz el ele kol kola maç izleyen taraftarlarla dolu iken, farklı takımların oyuncularının maç günü yemeğine iddaya girmesi aynı evde oturması can ciğer arkadaş olması sıradan bir durumdu. Oysa ülkemizin gerek eğitim ve kültür düzeyi gerekse ekonomik refah seviyesi çok daha kötü bir dönemdeydi. Ama dostluk kavramı unutulmuş değildi. Renk ayırd etmeksizin kulüplerimizin başındaki idareciler sırf koltukları uğruna ve başarısızlıklarını hasır altı etmek uğruna rakip takımı, hakemi, federasyonu, taraftarı herkesi provoke etti. giderek artan boyutlarda kamplaşmalar yaşandı türk futbolunda. Başarılar hazmedilmedi, başarısızlıklar etrafa çamur atma ile gizlenmeye çalışıldı.

Vizyonsuz, spor ahlakından yoksun idarecilerin eseri olan şu anki ribün kavgaları dün de gördüğümüz gibi futbolcu kavgalarına dönüşmüş durumda. Dün de görüldüğü gibi derbilerin derbisi denilen maç tamamen mahalle kavgası kimin kime koduğu zaman oturtacağı bir müsabakaya dönüştü. Futbol izlemek isteyenlerin umduğunu bulamadığı bir gündü Galatasaray - Fenerbahçe maçı...

Neden yöneticiler? Stadyuma sırf kendileri için tezahürat yapsın diye, "vur kır parçala bu maçı kazan!", "saldırın saldırın bu taraftar için saldırın!", diyen sabıkalı, hapçı, sarhoş, beş parasız, dünyadan hiç bir beklentisi ve umudu olmayan gürühlara bedava biletler veren, stadyuma sokan deplasman otobüsleri verip dönr bıçaklılarla savaşa yollayan, onları kulübün idaresine kadar sokan yöneticiler... Bunların eseri futbol vahşeti. Avazın çıktığı kadar bağırıp, rakip takıma ana avrat, hakeme soy sop, federasyona din iman sövmek bizim futbol anlayışımız. İlla kendi sahamıza "bilmem ne cehennemi" dedirteceğiz ya! bunun uğruna stadyumu bile yıkarız yeterki gazı versinler.

Bu ülkede deplasmana giden taraftarların üzerinden döner bıçakları, hatta silah çıkarken gene bu kişiler tribünlere hiçbirşey olmamış gibi sokulurken, sahaya bıçak, telefon, konyak şişesi, taş atanların kim olduğu bilindiği halde haklarında ne yasal olarak ne de kulüp olarak bir işlem yapılmazken, küfür eden taraftarların ve buna ön ayak olan tribün liderlerinin tahtlarında dururken, kulüp başkanları aynı masada bile beraber görünmekten imtina ederken ve bazı geri zekalı yazar çizerlerin provokatif konuşmaları ve yazıları tv. ve gazetelerde boy boy yer alırken tribün vahşeti son bulmaz.

İngilterede liverpool taraftarlarının ölümlü olayları sonunda çıkarılan yasalar ve toplumsal anlayış tribünleri hizaya getirdi. Yaşanan travma futbolun güzelliklerini insanların hatirlamasına neden oldu. Artık tribünler yaptıkları çıkışlarla oyuncuları gerektiği anda ateşlemekte hakemi fiziksel değil psikolojik baskı altına almakta rakip takımı da en medeni bir şekilde etkilemekte. Sahaya bir metreden bile daha yakın olan taraftarlar futbolun güzelliğinden başka bir şeyi sahaya yansıtmamakta.

Bu ülkede İstanbulun göbeğinde iki tane taraftar öldürüldü maç öncesi. Bu taraftarları öldüren diğer rakip taraftarlar kısa sürede yakalanıp kasten adam öldürmekten hapse atıldı. Buraya kadar ne varmış bunda yediği halt yanına kalmamış denilebilir belki ama asıl dehşet, vahşet, bundan sonra yaşanıyor. Katiller taraftarı olduğu kulübün yöneticisi tarafından hapiste krallar gibi yaşatılıyor. Hücrelerinde yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, kablolu tv, playstation tam bir otel konforu... Daha bitmedi, bu kişiler tutulan avukatlarla kısa süre sonra tahliye olduktan sonra gene o kulüp yöneticisinin koruması olarak işe alınıyor. İşte futbolumuzun durumu bu. Devletin bu işe el koyarak en başta yöneticilerin adam edilmeden futbolun sadece bir seyir zevki veren görsel şölen olduğu, sportif bir eğlence, dostluğa dayalı rekabet olduğu ancak kitaplarda kallır.

Dünkü maçta öyle bir sahne vardı ki görülmeye değerdi. Bir tarafta sebebi bile anlaşılamayan bir kavga, diğer tarafta kavgayı ibretle izleyen Roberto Carlos ve Lincoln aralarında birbirlerinin omuzlarına ellerini atmış sohbet etmekte. Biri birinbe yumruk, bir başkası da kafa atmakta peki neden? Birileri bunu sormuyor. Sen kim oluyorsun da bana binlerce lira ceza aldırıyorsun! Sen kim oluyosun da bir yıllık emeğin çöpe gitmesine belki de şampiyonluğun kaçmasına neden olacak tutum ve davranış oluyorsun! Ya da taraftarlar çıkıp da bir kaç serseri yüzünden stadyumun kapanmasını seyircisiz maç oynamanın faturasını ne kulüp sorabiliyor ne de diğerleri. Peki ne yapılabilir? Sporun sadece sportif başarı ve dostluk üzerine kurulu bir rekabet olduğu nasıl uygulamaya geçirilebilir? Nedeni çok basit:

-Bedava bilet dağıtılmasına son verilerek,
-Şiddete bulaşmış kişileri stadyumdan uzak tutarak,
-Kulüp yöneticilerinin tahrik edici beyanattan uzak tutularak,
-Tribünleri tahrik eden futbolcuların pohpohlanması değil, aksine dışlanarak,
-Federasyon tarafından yada RTÜK gibi kuruluşlar ile televizyon ve yazılı basında olayları tırmandırıcı, fitilleri ateşleyici açıklamalar yapanlara müeyyideler uygulayarak,
-Tribün liderleri ile fair play doğrultusunda diyalog kurularak...

Yukarıdaki uygulamalar ile olayları sona erdirmek mümkün. çünkü değerlerimiz harcanyor. Yaşanan olaylar kendimizi rezil etmekten öfke üzerine kin tohumları ekmekten öteye gitmiyor.



Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.