Taraf gazetesinin skandal belgeyi yayınlamasından geçen 12 güne rağmen genelkurmay kanaate varmak dışında herhangi bir adım atmamış, dahası benzer bir olay için belgeyi hazırlayanlara değil, belgeyi sızdıranlara karşı harekete geçmesi çağdışı zihniyetlerin faaliyetlerine ara vermeden devam ettiğini gösterdi. Genelkurmayın bu iki cami arasında kalmış beynamaz duruşundan cesaret alan holding medyası ellerinden geldiğince belgenin aslını ve önemini çamurla kapatmak için çırpınmakta. Öyle ki hafta sonunda hem adli tığın hemde jandarma kriminal labaratuvarının belgedeki imza ile adı geçen albayın imzasının benzer nitelik gösterdiğini resmen açıklamasına rağmen hala belgenin sahte, düzmece, komplo olduğu feryadını çığırmaktalar.İlk önce o belgenin sonradan konulduğunu idda ettiler. Belge şahıs avukatlarının nezaretinde ve onların imzaları ile tutanaklara geçirildiği ortaya çıkınca bu sefer de o imzanın albaya ait olmadığını yazdılar, söylediler. Ekranlarına konu ile ilgili uzman dedikleri kişileri çıkartarak ileri sürülen savı çürütmek istediler. Bu sefer imzanın albaya ait olduğu resmi daireler tarafından belgelendirilince belgenin aslı nerde demeye başladılar. Yani anlayacağınız inanmak istemiyorlar. İnanamazlar çünkü yasadışı derin planların hem destekçileri hem de yalakaları olduklarının afişe edilmesini kabullenemiyorlar.
Pazartesi günü jandarma kriminal dairesinin ve adli tıbbın resmi açıklamaları belgenin üzerine giden basın tarafından manşetten resmi makamların belgeleriyle haber yapıldı. Ama ne gariptir ki Türkiye'nin amiral gazetesi denilen Hürriyet başta olmak üzere Milliyet, Vatan, Cumhuriyet, Posta, Akşam, Radikal, Güneş, Habertürk, Takvim gibi gazetelerde imzalar ile ilgili tek bir haberin bile yapılmaması akıllara bir çok soru işaretleri getirdi. Andıç medyası, diğer gazeteler bu başlıkları atarken acaba herhangi bir generalin birifinginde skandal belgeye karşı eylem planı mı belirlemeye çalışıyordu da haberi atlamak gafletinde bulundular? Deniz Feneri davasında mahkeme kararı beklenmeden suçluyu hapse sokan holding medyası nedense temkinli yaklaşıyor bu tür haberlere. Nedense Temiz toplum peşinde koşan bu acar gazetecilerin, bazı konularda soğukkanlı davranması, olayların netliğe kavuşmadan değerlendirilmemesi ilkesinin arkasına gizlenmeyi marifet biliyor olmaları da konuyu yakından takip edenlerin gözünden kaçmamakta.
Son olarak bugün sadece Milliyet gazetesinin manşet sayfasında sanki olay daha yeni vuku bulmuş gibi haber yapılması da manidardı.
Bir şekilde bu medya grubu işçilerine yani gazetecilerine ortak tavır konusunda fikir birliği içinde olunacak mesajı verilmiş. Öyle ki Günlerce imza ve belge sahte diye feryat etmelerine karşın resmi kurumlardan birbiri ardına belgenin gerçekliği üzerine açıklamalar geldikçe olayı saptırıp gene de sulandırmayı kendilerine abes görmüyorlar. Olaydan haberleri varmıydı yani konuya sadece iktidar yanlısı dedikleri gazetelere mi haber servis edilmişti? Hayır. Elbette konu hakkında bütün bilgilere vakıftılar. Öyle ki Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök albayın neden ifadesine kendi imzası yerine başka bir imza attığını merak ederek bunun sebebini araştırmalarıma rağmen ulaşamadım, bulan gazete olursa kıskanırım dedi köşesinden.
Genelkurmay içinse olay ayrı bir skandal! Belgenin gerçekliği konusunda somut bir delile ulaşılamadığı kanaatine varılmıştır gibi muallak bir açıklama yapan TSK, şu gün itibariyle hala albayın neden ifadesine tapudaki, bankadaki, evlilik cüzdanındaki imzasından farklı bir imza attığının hesabını sormadı belki de soramadı. Şayet belge sahte, düzmece olsa bile albayın alakasız bir amza atmasının ardındaki sebep bile merak konusu...Üstelik bu bahsi geçen albay daha önce gene ortaya çıkan andıç olaylarıyla sabukası kabarık olan bir şahıs olduğu halde.
Holding medyasının belgenin gerçekliğinin ispatlanması halinde hangi gerçeklerin gün yüzüne çıkacağını daha önceki "velev ki belge gerçek olsun" adlı makalemizde uzun uzun anlatmıştık. Fadime Şahin'leri, Ali Kalkancı'ları, Aczimendileri servis eden bu basın güruhu artık bindikleri dalların birer birer kesildiğinin farkında. Ergenekona ne kadar bulaştıkları gün be gün meydana çıkmakta. Demokrasinin aslında ne kadar karşısında olduklarının resmiyet kazanmasına çaresizce izlemekteler. Kadrolu 28 Şubat senaristi uzmanları ile ekranlarda boy gösterip kamuoyunu yanıltmak için kullanmadıkları yöntem kalmadı. Daha birkaç ay önce Mustafa Balbay'a destek için bir araya geldiler, sonrasında Balbay'ın sildim dediği belgelerin ortaya çıkmasından sonra çil yavrusu gibi dağıldılar.
Sonuç olarak soru işaretlerinin bakteri gibi çoğaldığı bir ülke gündemi yaşıyor ülkemiz. Hükümetle ters düşen holding medyası ile hükümet kanadı arasındaki amansız gizli bir savaş devam etmekte. Daha önce dediğimiz gibi patlak veren Erdoğan - Aydın Doğan kavgasının bile üzeri sis bulutu ile kaplıyken karanlık ilişkiler sarmalındaki muhalefet iktidar kavgasından kesin sonuçlar da çıkarmak mümkün olmuyor.
Pazartesi günü jandarma kriminal dairesinin ve adli tıbbın resmi açıklamaları belgenin üzerine giden basın tarafından manşetten resmi makamların belgeleriyle haber yapıldı. Ama ne gariptir ki Türkiye'nin amiral gazetesi denilen Hürriyet başta olmak üzere Milliyet, Vatan, Cumhuriyet, Posta, Akşam, Radikal, Güneş, Habertürk, Takvim gibi gazetelerde imzalar ile ilgili tek bir haberin bile yapılmaması akıllara bir çok soru işaretleri getirdi. Andıç medyası, diğer gazeteler bu başlıkları atarken acaba herhangi bir generalin birifinginde skandal belgeye karşı eylem planı mı belirlemeye çalışıyordu da haberi atlamak gafletinde bulundular? Deniz Feneri davasında mahkeme kararı beklenmeden suçluyu hapse sokan holding medyası nedense temkinli yaklaşıyor bu tür haberlere. Nedense Temiz toplum peşinde koşan bu acar gazetecilerin, bazı konularda soğukkanlı davranması, olayların netliğe kavuşmadan değerlendirilmemesi ilkesinin arkasına gizlenmeyi marifet biliyor olmaları da konuyu yakından takip edenlerin gözünden kaçmamakta.
Son olarak bugün sadece Milliyet gazetesinin manşet sayfasında sanki olay daha yeni vuku bulmuş gibi haber yapılması da manidardı.
Bir şekilde bu medya grubu işçilerine yani gazetecilerine ortak tavır konusunda fikir birliği içinde olunacak mesajı verilmiş. Öyle ki Günlerce imza ve belge sahte diye feryat etmelerine karşın resmi kurumlardan birbiri ardına belgenin gerçekliği üzerine açıklamalar geldikçe olayı saptırıp gene de sulandırmayı kendilerine abes görmüyorlar. Olaydan haberleri varmıydı yani konuya sadece iktidar yanlısı dedikleri gazetelere mi haber servis edilmişti? Hayır. Elbette konu hakkında bütün bilgilere vakıftılar. Öyle ki Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök albayın neden ifadesine kendi imzası yerine başka bir imza attığını merak ederek bunun sebebini araştırmalarıma rağmen ulaşamadım, bulan gazete olursa kıskanırım dedi köşesinden.
Genelkurmay içinse olay ayrı bir skandal! Belgenin gerçekliği konusunda somut bir delile ulaşılamadığı kanaatine varılmıştır gibi muallak bir açıklama yapan TSK, şu gün itibariyle hala albayın neden ifadesine tapudaki, bankadaki, evlilik cüzdanındaki imzasından farklı bir imza attığının hesabını sormadı belki de soramadı. Şayet belge sahte, düzmece olsa bile albayın alakasız bir amza atmasının ardındaki sebep bile merak konusu...Üstelik bu bahsi geçen albay daha önce gene ortaya çıkan andıç olaylarıyla sabukası kabarık olan bir şahıs olduğu halde.
Holding medyasının belgenin gerçekliğinin ispatlanması halinde hangi gerçeklerin gün yüzüne çıkacağını daha önceki "velev ki belge gerçek olsun" adlı makalemizde uzun uzun anlatmıştık. Fadime Şahin'leri, Ali Kalkancı'ları, Aczimendileri servis eden bu basın güruhu artık bindikleri dalların birer birer kesildiğinin farkında. Ergenekona ne kadar bulaştıkları gün be gün meydana çıkmakta. Demokrasinin aslında ne kadar karşısında olduklarının resmiyet kazanmasına çaresizce izlemekteler. Kadrolu 28 Şubat senaristi uzmanları ile ekranlarda boy gösterip kamuoyunu yanıltmak için kullanmadıkları yöntem kalmadı. Daha birkaç ay önce Mustafa Balbay'a destek için bir araya geldiler, sonrasında Balbay'ın sildim dediği belgelerin ortaya çıkmasından sonra çil yavrusu gibi dağıldılar.
Sonuç olarak soru işaretlerinin bakteri gibi çoğaldığı bir ülke gündemi yaşıyor ülkemiz. Hükümetle ters düşen holding medyası ile hükümet kanadı arasındaki amansız gizli bir savaş devam etmekte. Daha önce dediğimiz gibi patlak veren Erdoğan - Aydın Doğan kavgasının bile üzeri sis bulutu ile kaplıyken karanlık ilişkiler sarmalındaki muhalefet iktidar kavgasından kesin sonuçlar da çıkarmak mümkün olmuyor.








Siz Ne Düşünüyorsunuz ?
►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.