Malumunuz üzere 12 Haziran 2009 tarihinde Türkiye'nin gündemini değiştiren haberler yazan olay gazete Taraf, bir belgeyi manşet yaparak Ankara gündemini alt üst etti. Olay günlerce konuşuldu. Yaşanan bilgi kirliliğinde at izi it izine karışsa da genelkurmayın kağıt parçası diyerek üstünü kapattığı olay, bir subayın ihbar mektubuyla gene Taraf gazetesi ve bir kaç ulusal basın organı tarafından yeniden gündemin ilk sırasına yerleşti. Ergenekon soruşturmasının seyrini tamamen değiştirecek bir olay olan "AKP ve Gülen'i Bitirme Planı" isimli eylem planı belgesinin asıllarından biri olan ve albay Dursun Çiçek imzalı evrakın aslının ergenekon savcılarına bir subayın ihbar mektubuyla postalanması olayı baştan beri küçümseyenleri, böyle bir belge yoktur, diyenleri zor durumda bıraktı.Medyada maalesef ergenekon soruşturmasının başından beri bir ikiye bölünmüşlük hakim. Bir kısım medya ergenekon soruşturmasını komplo, diğer kısım ise asrın demokrasi davası olarak görmekte. Bunlardan biri tükürdüğünü yalayacak ama hangisi olduğunu bize gene zaman gösterecek.
Gazetecilikte eğer ilkeli, dürüst gazetecilik parolasıyla yola çıkan kişi ve kurumlar mesleklerinin gereği olarak bir haberin doğruluğunu araştırmadan tarafsızca yayın yapmalı taraf tutarak gazeteci değil, bir tarafın sözcüsü olmuş olmayı bilmelidir. Bu mesleğin bir düsturudur. Ki onurlu gazetecilerden Vatan yazarı Necati Doğru, belgenin aslının ortayaçıkması haberi üzerine bir özür yazısı yazarak hata yaptığını varlığına inanmadığı belgenin gerçekte olduğunu görünce okuyucularına köşesinden :
-Saklayıp gizlemeyi kalemime yakıştıramam; hiç eğip bükmeyeceğim. Belge gerçek çıktı. Belgenin sahte olduğunu; “Orduyu darbeci gösterme ve iktidar partisi AKP'yi mağdur-mazlum sayma niyeti bulunduğunu, bazı gazetecilerle aydınların bu kötü niyetin aleti yapıldıklarını” yazdım. Ben bu kez yanıldım (Vatan gazetesi 26.10.2009). Diyebilen bir erdemi gösterebilmiş, saygıdeğer gazetecilik anlayışı sergilemiştir.
Buna karşın, yazılı basının amiral gazetesi olarak bilinen Hürriyet gazetesinde muhalif kişiliği ile tanınan ve şimdilerde Habertürk'te yazan Bekir Coşkun olay haberi başından itibaren hiç bir delil olmadan yalan diye silip atmış bunun TSK'yı yıpratmaya yönelik bir komplo olduğunu açıkca yazmıştı.
Yanlız görünen o ki; belgenin ıslak imzalı bir örneğinin savcılıkta olduğu bilgisinin yayılmasıyla Bekir Coşkun'un yalan diye peşin hüküm verdiği yazısına toplumu yanlış yönlendirmesinden, araştırmadan, bilmeden, delili olmadan davaya konu bir belge için "yoktur" diye yazmasından dolayı bir özür yazısı yayınlayacağı merak konusu. Çünkü Bekir Coşkun 18 Haziran 2009 tarihinde ordunun halkı izleyip, devleti halkın yaptıklarından dolayı korumak adına takip edebileceğini bundan da doğal birşey olmadığını, yanlız TSK'nın eylemleri içinde böyle bir belgenin olmadığını açık ve net ifadelerle köşesinde anlatıyordu.
Sorumlu gazeteciler, "var" dediği bir haber yok ise, yok dediği bir haber de var ise okuyucularından özür dileyip tekzip yazısı yazarak onurlarını kurtarırlar. Çünkü onlar da insandır hata yapabilir. Biz de buradan Bekir Coşkun'dan sayın Necati Doğru'nunn gösterdiği erdemi bekleyerek gazeteciliğin sadece muhalif yazılar yazmak değil yanlış yazdığında bile özür dileyebilmek olduğunu bütün camiyaya göstermesini temenni ediyoruz.
Gazetecilikte eğer ilkeli, dürüst gazetecilik parolasıyla yola çıkan kişi ve kurumlar mesleklerinin gereği olarak bir haberin doğruluğunu araştırmadan tarafsızca yayın yapmalı taraf tutarak gazeteci değil, bir tarafın sözcüsü olmuş olmayı bilmelidir. Bu mesleğin bir düsturudur. Ki onurlu gazetecilerden Vatan yazarı Necati Doğru, belgenin aslının ortayaçıkması haberi üzerine bir özür yazısı yazarak hata yaptığını varlığına inanmadığı belgenin gerçekte olduğunu görünce okuyucularına köşesinden :
-Saklayıp gizlemeyi kalemime yakıştıramam; hiç eğip bükmeyeceğim. Belge gerçek çıktı. Belgenin sahte olduğunu; “Orduyu darbeci gösterme ve iktidar partisi AKP'yi mağdur-mazlum sayma niyeti bulunduğunu, bazı gazetecilerle aydınların bu kötü niyetin aleti yapıldıklarını” yazdım. Ben bu kez yanıldım (Vatan gazetesi 26.10.2009). Diyebilen bir erdemi gösterebilmiş, saygıdeğer gazetecilik anlayışı sergilemiştir.
Buna karşın, yazılı basının amiral gazetesi olarak bilinen Hürriyet gazetesinde muhalif kişiliği ile tanınan ve şimdilerde Habertürk'te yazan Bekir Coşkun olay haberi başından itibaren hiç bir delil olmadan yalan diye silip atmış bunun TSK'yı yıpratmaya yönelik bir komplo olduğunu açıkca yazmıştı.
Yanlız görünen o ki; belgenin ıslak imzalı bir örneğinin savcılıkta olduğu bilgisinin yayılmasıyla Bekir Coşkun'un yalan diye peşin hüküm verdiği yazısına toplumu yanlış yönlendirmesinden, araştırmadan, bilmeden, delili olmadan davaya konu bir belge için "yoktur" diye yazmasından dolayı bir özür yazısı yayınlayacağı merak konusu. Çünkü Bekir Coşkun 18 Haziran 2009 tarihinde ordunun halkı izleyip, devleti halkın yaptıklarından dolayı korumak adına takip edebileceğini bundan da doğal birşey olmadığını, yanlız TSK'nın eylemleri içinde böyle bir belgenin olmadığını açık ve net ifadelerle köşesinde anlatıyordu.
Sorumlu gazeteciler, "var" dediği bir haber yok ise, yok dediği bir haber de var ise okuyucularından özür dileyip tekzip yazısı yazarak onurlarını kurtarırlar. Çünkü onlar da insandır hata yapabilir. Biz de buradan Bekir Coşkun'dan sayın Necati Doğru'nunn gösterdiği erdemi bekleyerek gazeteciliğin sadece muhalif yazılar yazmak değil yanlış yazdığında bile özür dileyebilmek olduğunu bütün camiyaya göstermesini temenni ediyoruz.
**********************************************************************
Bekir Coşkun'un 18 Haziran 2009'da Hürriyet Gazetesinde çıkan köşe yazısının tam metni:
Soru!...
ŞİMDİ size soru:
Askerlerin; irticai faaliyetleri, dincilerin devletteki örgütlenmelerini izlemediğine aklınız erer mi?..
Ya da:
TSK'nın bu "dincileşme" hareketlerini izleyip raporlara yazmadığına inanan bir tek kişi var mıdır?..
Ben bunca yılın deneyimiyle, belki yüzlerce araştırma-inceleme ve çalışma olduğuna inanırım...
Bu belgelerden sadece birisi gerçek değildi...
Onu da Taraf Gazetesi ele geçirdi...
*
İşte Türkiye bu belgeyi tartışıyor.
AKP'liler acele koşup savcılığa suç duyurusu yaptılar... Daha da koşacaklardı, akıllarına başka koşacak bir yer gelmedi...
Bine yakın TSK'ya eleştiri yazısı yazıldı...
Başbakan kızdı...
Cumhurbaşkanı da kızdı...
Oysa TSK İç Hizmet Yasası'nı açıp baksalardı, orada "koruma ve kollama görevi" yazılıydı...
(Bakınız; Madde 35...)
*
Askerler dinci yapılaşmayı izlerler...
Raporlara yazarlar...
Araştırma yaparlar...
Oturup konuşurlar...
Türk halkı cumhuriyetin-demokrasinin adını dahi duymamışken, hepimiz biliyoruz ki bu cumhuriyeti askerler kurdu. Üstelik şeriatçı güçlerin, saltanatçıların direnmesine, tepkisine ve isyanına; subayların kafasını kesip sırıkların ucuna takmalarına rağmen...
Ve askerler laik cumhuriyeti savunmak için arada bir yemin ederler...
Onlar cumhuriyet devrimlerinin bekçisi olduklarına inanırlar...
Sadece böyle saçma bir plan yazmak, diyelim ki tarikatçıların evine silah bırakmayı káğıda döküp altına imza atmak akıllarından geçmemiştir...
Ki bu belgeyi de arkadaşlar ele geçirdiler...
*
Bu yazı demokrasi adına zor, ama doğru bir yazıdır...
Size yine bir soru:
Dinci kadrolar, tarikatçılar Türkiye'yi ele geçirirken... Askerlerin seyirci kalacaklarına inanan bir tek kişi var mı?..








1 Yorum
Dileyeceğini zannetmem...
Siz Ne Düşünüyorsunuz ?
►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.