Yalnızlaşan İsrail ve Türkiye

Son yüz yıla kadar dünayının hor görülen bir milleti. Bir çok coğrafyada ikinci sınıf insan muamelesi gören bir kavim. İsrailoğulları... Hazreti İsa'ya binbir türlü çilenin, işkencenin yapılmasından sorumlu tutulan ve bu yüzden hristiyan alemince hep hor görülen bu millet, göçebe yaşamak zorunda kalarak taşınmaz edinemeden kalıcı yatırımlarda bulunamadan sürgünlerle dolu bir yaşam sürdüler. Devlet kurmak bir yana varlıkları bile hep tartışılan bu millet ayakta kalmayı ve son yüz yılımıza damga vurmayı da aslında geçmişte yaşadıklarına borçlular. Dünya kavimlerinin asi çocucuğu olan israiloğulları kutsal kitaplarında bir gün devranın kendilerine döneceklerini, tanrının en asil kulları, seçilmiş, asil milleti olarak geçmişte yaptıkları hataları bir süre çekip tekrar yaradan tarafından dünyanın efendisi olacaklarını beklediler ve bu ideal uğruna var güçleriyle çalıştılar.

Aslında dünya toplumunun onlara yönelik tutumları bir şekilde onların işine geldi. Böylece kendi köşelerine çekilip geleceklerini şekillendirme arayışları hızlanmış oldu. Bir yerde mal mülk edinme orada bir kültür inşa etmekten ziyade gelişen süreçte sürülecekleri korkusuyla malvarlıklarını yanlarında taşıyarak başka yerde kolayca yeni bir yaşam kurma amacıyla ticaret yaparak varlıklarını sürdürdüler. Başarılı oldular da.

Alıp satma, karlı işlere yönelme , para ve değerli madenlerle iş yaparak bu sektörde uzmanlaştılar. Sanayi dvriminden sonra kılıçtan çok akıl, para ve kalemin en büyük güç haline gelmesiyle söz sahibi olmaya, politika, bilim ve ekonomide bir aktör olma yolunda hızla ilerlediler. Bu sırada yahudi toplumun bir kısmı da yer altı diye tabir edebileceğimiz gizli oluşumlara yönelerek kimi zaman resmi kimi zaman da gayriresmi cemiyetlerle ülkelerin ekonomik, siyasi, sanat, bilim gibi en önemli can damarlarına sızmayı başarıp onları içerden yönetmeyi de başardılar. Seçtikleri ve kendilerine bağladıkları kişiler ekonomik özgürlüğe sahip toplum önünde saygın, sözü dinlenir bireyler vasıtasıyla lobicilik kavramının tanımını ve işlevini en iyi şekilde ortaya koydular.

2. Dünya savaşına değin dernek, loca ve çeşitli örgütleriyle yaptıkları lobicilik faaliyetleri sayesinde siyonist hareketin başında bulunan Theodor Herzl'in, II. Abdülhamit'den Filistin bölgesinde "aristokratik cumhuriyet" talebinde bulunarak karşılığında Osmanlı'nın borçlarını kapatma talebi ve bunun padişah tarafından reddedilmesi ile hız kazanan kendilerine toprak, yurt verilmesi istekleri, soykırıma uğramış mağdur, mahzun bir ulus olarak daha kabul görür bir vaziyet aldı. Dışarıdan yönettikleri büyük devletler, eski bir Osmanlı toprağı olan Filistin'in ilk önceleri arsa arsa, parsel parsel satılarak sonraları ise adeta işgal tanımına sığmayan bir vahşetle yağmayla ele geçirerek gemilere bindirilmiş vadedilmiş topraklarda kutsal bir yaşam sürmek gayesiyle binlerce yahudinin taşınarak gaspettiği topraklarda 14 Mayıs 1948 yılında İsrail devletinin ilan edilmesiyle sürecin ilk aşaması tamamlanmış oldu.

Arkasına dünya devlerini almış İsrail kendisinin varlığını reddeden arap ülkeleriyle girdiği savaşların tamamını kazanmasının yanında kiminle savaştıysa ondan toprak almış sınırlarını genişletmiştir. Arap dünyası, 1948 Arap-İsrail -1956 Süveyş - 1967 Altı Gün - 1973 Yom Kippur (Ramazan) Savaşlarında maruz kaldıkları yenilgilerden sonra kendi kabuklarına çekilmişler, başlarında bulunan liderler koltıklarının derdiyle bu süreçten sonra kör, sağır ve dilsizi oynadılar.

İsrail devleti, kuruluş döneminde batılı abilerinin destekleri sayesinde kuruluş döneminde yaşadığı sıkıntılardan karlı çıkarak planın ikinci aşamasına geçmişti. İsrail'in bekası için çevresinin güçlü devletlerden arındırılması, varlığını kabul etmeyen yönetimlerin alaşağı indirilmesi politikası başlamıştı. Saddam Hüzeyin, Muammer Kaddafi, Esad gibi liderler giderek pasifize adildi. İlk başlarda ABD ile kol kola çalışan Saddam Hüseyin bölgede milyonlarca insanın ölümü pahasına İran'la savaştırıldı böylece:

* Irak devleti gelişime yönelik harcayacağı parayı silah için harcadı.
* İran yaptığı devrimin, batı yanlısı şahın devrilmesinin faturasını savaşa girmekle ödeyerek kaynaklarını buraya kullanarak başka bireyle ilgilenemez oldu.
* Ortadoğuda söz sahibi olabilecek iki devlet de birbirine düşürülerek pasifize edildi.
* İsrail'in varlık sebebinin sorgulanması gündemin altına düştü.

İran ile savaşında tarafını tuttuğu Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin'e Kuveyt'i işgal etmesini teşvik eden, en kötü ihtimalle teşvik etmese bile son ana kadar işgalden haberdar iken üç maymunu oynayan ABD, sözde ortadoğu'nun barışı, Kuveyt'in toprak bütünlüğü maksatlarıyla BM'yi de arkasına alıp 1. Körfez savaşını başlattılar. Bizler de o yıllarda El-Cezire gibi bir kanalın olmamasından dolayı Pentagon'un basın bülteni işlevini gören CNN sayesinde kutsal ordunun! şer ekseni Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarışını çayımız, çerezimizle ekranları başından izledik. Fakat bilemediğimiz ya da bize gösterilmeyen işin farklı bir yönü vardı. Soğuk savaşla birlikte güç dengelerini korumak için hızla silahlanan olası bir sovyet savaşında kullanmak için depoları dolduran silahların evanterden çıkarılması yeni silahların başarısının denenmesi, silah şirketlerinin soğuk savaşın bitmesiyle yeni pazar arayışlarına vevap verilmesi, hele ki en önemlisi el değmemiş en büyük petrol kaynaklarının sömürülebilmesi için kontrolün ele alınması gerekiyordu. Zaten amerikan ekonomisini kontrol ve İsrailin finansmanını sağlayan yahudi sermayesinin doyurulması demek olan bu savaş, İsrail'in gizli bölgesel savaşıydı.

İlk savaşta Kuveyt'i dolaylı işgal eden ABD-İsrail ve arkasındakiler, sonraki dönemde ortadoğuda tam kontrol sağlama, azalan petrol kaynaklarının vanasını eline geçirmek zorunluluk arz etmekteydi. ABD körfez savaşı tecrübesiyle artık tek süper güç olmuş onu durdurabilecek herhangi bir mekanizma da yoktu. Yanlız soğuk savaşın olmadığı yeni dönem tekrar sınırların çizileceği, güç dengelerinin tek süper gücü ekseninde tekrar şekilleneceği bir dönem başlıyordu. Fakat bunun için bir neden gerekiyor, bir düşman meydana getirimesi amaçlanıyordu. Bunun için sovyetlerin afganistandan çıkarılması için her türlü desteğin verildiği mücahitler ve gene orta doğudaki politkaları için hizmet eden Saddam yönetimi biçilmiş kaftanlardı. Çünkü Saddam yönetimi, hala İsrail'in varlığını sorgulayan başına buyruk hareket eden körfez savaşında sırtından vurulmanın verdiği öfkeyle yatıp kalkan izolasyona uğramış bölgesel bir güçtü.

Bir sabah onca güvenlik tedbirlerini aşıp ortadoğudan gelmiş bir kaç eylemci dünya ticaret merkezine ve pentagona yolcu uçaklarını yönlndirmiş intihar saldırılarında ABD can evinden vurulmuştu. Senaryo o kadar güzel işliyordu ki toplumlara hükmetmenin en başarılı yöntemi olan "korku" yaratmak stratejisi başarıyla uygulanmıştı. Dünya artık güvende değildi. Her an herkes intihar saldırılarıyla ölebilir, 11 Eylülden sonra sıkça söylenen bir terim olan" National Security and global terorism" yani ulusal güvenlik ve küresel terörizm kavramı gündemin en başında yerini almıştı.

Korku, toplumları kendilerini yönetenlere kayıtsız şartsız bağlayan sorgulamadan biat olmalarına sebep olan en büyük güçtür. İşte bu olgu sağlanmış, küresel terörizm kavramıyla dünya güvenliği, çadaş dünya sistemi tehlikeye girmişti. Armageddon savaşı George W. Bush döneminde başlatılmış hatta kırılan potlarla yeni bir haçlı seferinin startı verilmişti. Senaryoya göre kadınlarına burka giydiren, gerici, çağdaş dünyaya düşman taliban yönetimi içerisinde beslenen islamcı teröristler ve elebaşıları olan Usame bin Ladin yok edilmeli Afganistan bu unsurlardan temizlenmeli ve yeniden inşa edilmeliydi. Sonrasında ortadoğudaki en büyük düşman olan Saddam Hüseyin yönetimi devrilerek yerine ABD yanlısı bir iktidar başa getirilerek ortadoğunun güvenliğini gizli üretim tesislerinde imal ettiği idda edilen kimyasal ve biyolojik silahlar ortadan kaldırılmalı, bölge barış içinde yeni bir döneme girmeliydi. Evet, topluma anlatılan senaryo buydu.

Yanlız işin diğer bir yönü arka planda kalıyordu. ABD piyasasında bir daralma yaşanmakta, İngiltere ekonomisi giderek bataklığa sürüklenmekteydi. Bölgesel, lokal çatışmalara sevkedilen silahlar istenilen kar maksimilizasyonunu sağlamıyor, amerikan ve israil menşeili silah ve petrol şirketleri atılım arayışı içerisindeydi. 11 Eylül senaryosundan sonra başlatılan cadı avı ile birlikte kuyruğuna basılmış yılan misali saldırıya geçen ABD, Afganistan'ı işgal etti. Dünya kamuoyu yaşanan tajedi ile birlikte Amerika'ya kayıtsız şartsız destek vermesi oğul Bush'un işine gelip cadı avına Irak'la devam etmesini hızlandırdı. Afganistanda bütün dünyaca tanınmış, varlığı siyasi ilişkilerle tescil edilmiş bir yönetimin olmaması ve İslam dinini kendilerine göre radikal bir biçimde yönetimde uygulayan iktidara saldırmak ülke topraklarına girmek dünya kamuoyunda tepkiden çok destek gördü. Ama Irak öyle değildi. Öyle yada böyle izolasyona da uğramış olsa BM ambargosunda varlığını sürdürmeye çalışan bir ülke olsa bile egemen bir devleti işgal etmek; uluslararası hukuk bazında geçerli nedenler sunmakla sağlanabilirdi. Burada da hem sınırsız maddi imkanlar hem de teknoloji devreye girdi.

Şer ekseninde yer alan Irak yönetiminin 11 Eylül saldırılarında doğrudan olmasa bile dolaylı ilişkili olduğu, desteklediği tezi ortaya atıldı. Birleşmiş Milletlere bunun anlatılması görevi; acar bakan, beyaz amerikanın şirin çikolata renkli, barış süvarisi Colin Powell, Dünya kamuoyuna empoze edilmesi için de medya görevlendirilmişti. Colin Powell BM kurulunda yaptığı sunumda Amerikan casus uydu ve uçaklarından elde ettiklerini idda ettiği silah sevkıyatlarını anlatıyor tehlikenin vehametini izah etmeye çalışıyordu. Sunumda yer alan görüntüler ilk başta inandırıcı gelse bile sonraları anlaşıldı ki bir öğrencinin simulasyon çalışması olan görüntülerin çalıntı olarak kullanılması ve bilgisayar teknolojisinden faydalanılarak süslenmiş yalandan ibaret olduğu ortaya çıktı. Gerçeklerin ve doğrunun çok kötü bir huyu vardır. Eninde sonunda ortaya çıkmak. İşte böyle olmuş fakat atı alan çoktan üsküdarı geçmişti.

Irak'ta binlerce ölü, binlerce yetim, dul. Harabeye dönen bir ülke ve bataklığa saplanan koalisyon güçleri.Afganistan'da da durum farklı değil. Birkaç yıl geriye çekilip toparlanma sürecine giren taliban tekrar taarruza geçerek eski gücüne kavuştu. Bu süreçte feda edilen İkiz kulelerle Boing 737'ler ve ölen amerikalılar dışında petrol vanasının başına oturan ABD, İngiltere ve yandaşlarının dolan cepleri, önemli olan. Nasıl olsa kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez, esirgenmedi de.

Küresel terörizm yalanından sonra uygulanan küresel yağmacılık yapılırken olayın insani boyutu ile tezlerin sorgulanması ve gerçeklerin birer birer ortaya çıkma süreci işlerken alan aldı satan sattı. Tarihin en büyük yalancı yönetimlerinden biri olan Bush yönetimini, sistem yavaş yavaş tasfiye aşamasına sürükledi. Bu noktada tamamen dini idealler üzerine vadedilen topraklarda kurulan İsrail'in zaten varlığını tehdit eden bir kaç çatlak ses kalmış onlarında temizlenmesi gerekmekteydi.

Günümüzün en güçlü silahi olan gerilla savaş stratejisi sayesinde hizbullahın zaferiyle sonuçlanan İsrail-Hizbullah çatışması ile yaşanan orantısız güç kullanımı Gazze'de uygulanan "dökme kurşun" operasyonunda iyice doruğa çıktı. Uluslararası hukukun göz göre göre çiğnendiği, yan bakanın kafasına balyozla vurulduğu bir saldırı zaten batağa sürüklenmiş ortadoğu politikasıyla batının iyice yıprandığı bir dönemde seslerin giderek yükselmesine neden oldu.

Siyonist yahudi lobisinin 2. dünya savaşından sonra belleklere yerleştirdiği tarihin en mazlum milleti yahudilerdir kavramı; İsrail ve Amerikan yönetiminin arkasındaki gizli güç olan lobisi sayesinde giderek aşındı. Batılı güçlerin, entellektüellerin olası bir İsrail eleştirisine vurulan ve vurulmasından çokca sakınılan antiseminist damga yaftasının gücü de gene bu silahı elinde bulunduranların pervasızlığı sayesinde aşındı. 100 birim olarak tahayyül edebileceğimiz sarsılmaz, mazlum israil halkı kavramı 60-70 birime gerilese de tamamen ortadan kalkmış değil. Fakat bu bile aslında büyük bir gelişme. Sorgulanamaz olgular artık yavaş yavaş sorgulanmakta, eleştirilemez kişi, kurum ve oluşumlar artık eskisine nazaran daha eleştirilebilir bir hal almakta. Bunu asıl tetikleyen unsur bir siyasi liderin uluslararası ortamda bütün dünyanın gözü önünde yaptığı başkaldırı ile bir çok tabu yıkıldı. Bir liderin başka bir lidere olası bir tepkilere, baskılara belki de entrikalara rağmen "siz öldürmeyi iyi bilirsiniz, -siz yalancı katilsiniz" diyebilmesi bir çok şeyi değiştirdi.

Tamamen İsrail'in bekası için askerini, parasını feda eden bir ABD; halkına yaptıklarını kolay izah edemez oldu. Obama yönetimi yönettiği süper gücün yaptıklarıyla nasıl dünyanın en nefret edilen ülkesi haline geldiğini görmüş, liderliğin nefretle baki kalamayacağını anlamıştı. İsrail devletinin en sadık destekçisi ile arası yavaş yavaş açılıyordu. Lobisi ve Amerika'nın arkasındaki parasal güce güvenerek abisine bile karşı gelen yaramaz kardeş gibi Obama'nın yahudi yerleşim yerlerinin filistin topraklarındaki inşasına son verilmesi isteğini elinin tersiyle itip bana karışmak senin haddin değil der gibi kulak asmaz tavrı kendisini giderek yanlızlığa sürükeleyen açmazlardan biri oldu.

İsrail bölgedeki en sadık müttefiki ile bile arasını açacak kadar şahin politikalar uygulayan liderleri sayesinde kendini yanlızlığa attı. Davos'taki "one minute" çıkışı ile başlayıp karşılıklı notalarla süren Anadolu Kartalı tatbikatından dışlanması ve "Ayrılık" dizisi ile devam eden süreçte en sadık müttefiki ve müşterisi ile bile küsmekten sakınmadı. Yıllardır adalet terazisini ters düz eden bir ülke artık yaptıklarıyla sorgulanır bir hale gelmiş durumun böyle olacağını belki kestirememiş belki de sınırsız desteğine güvenmişti.

Kapitalizmin, açgözlü liberal ekonominin nimetlerini kullanarak bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler anlayışı ile küresel sermayesi gibi ortadoğuda bırakınız istediğimi yapayım, batıya bırakınız geçeyim dedi bölge toplumunun üzerinden. Nasıl kapital düzenin açgözlülüğü ile kronik krizlerle duvara bodozlama toslaması kaçınılmaz ise bu politikalardan gücünü alan siyasi anlayış da bir gün duvara toslayacaktır. Bu şekilde İsrail şu an ne ektiyse onun hasatını biçmekte.

Pervasız yöneticileri yavaş yavaş Lahey Adalet Divanının kapısına doğru kayarken, bir yandan bir zamanlar Saddam gibi, Molosevic gibi, savaş suçlularının bulunduğu tribüne kendilerini kaydırmaktalar zaman labirentinde. Güçlü bir ülkenin ulusal güvenliği için terör odaklarını yok etmeye, etkisiz hale getirmeye yönelik sürdürdüğü operasyonlar artık bu şekilde kabul görmeyip insanlık suçu olarak algılanmakta hatta yahudi asıllı Yargıç Goldstone başkanlığındaki BM komisyonunun İsrail ve Hamas'ı Dökme Kurşun Operasyonu'nda savaş suçu işlemekle suçlayan raporunun kabul edilmesiyle resmileşti.

Şimdi gerçeklerin acı yüzüyle yüzleşen İsrail, kendi kendineyle de yüzleşmeye başladı. Haretz gazetesinde kendi yönetimlerini sert bir dille eleştiren makale de bazı şeylerin kendi içlerinde de sorgulandığının açık bir göstergesi. 28 Şubat sürecinde Türkiye'deki bazı askeri ve bürokratik elitlerin kurduğu tavizlere dayalı stratejik işbirliğinin sonsuza dek süreceğini zannedenler şimdi açık bir üslupla dışlanmışlığın şaşkınlığını ve öfkesini yaşamakta.

SONUÇ


Politikalar ve stratejik işbirlikleri hiçbir zaman kimsenin kara kaşına, kara gözüne göre belirlenmez. Her zaman verilenler karşısında talep edilenler ön plandadır. Her nisan ayında ermeni soykırımı adı altında yürütülen kampanyalara temsilciler meclisinden yasa çıkmasın diye yahudi lobisine sarılan ve onların etkin gücü ile bu yasa tasarısını engelleyen Türkiye'nin, bu iyiliğin karşısında imzalanan silah alım anlaşmaları, taahhütler, imtiyazlar hep arka planda kaldı. Eğer kendi göbeğinin bağını kendisi kesip ermeni sorununu kökten halleden bir Türkiye olursa, desteğe, lobiye muhtaç bir Türkiye'den ziyade kendisine düşman onca ülke arasında sıkışmış, yanlız kalmış İsrail'in; komşularıyla olan sorunlarını çözmüş, PKK terör örgütünü tasfiye etmeyi başarmış güçlü bir Türkiye'ye varlığını devam ettirmek için muhtaç olması kaçınılmazdır.
Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.