Avatar'dan önce District 9...

Yahu bu uzaylılar dünyayı ziyarete belki de istilaya geldiklerinde genelde Amerika'yı seçerdi kendilerine. Yolunu şaşırıp hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir yere, Güney Afrika'ya geleceklerini kim tahmin edebilirdi ki? Onlar muhteşem bir ülke dururken; New York, Chigago, Washington, Texas gibi merkezler varken ya da Paris'te Eyfel (Eiffel) kulesinin semalarında devasa ufoların demir atması varken, Güney Afrika neden sorusu geliyor akla. Sofistike açıdan bakarsak insanın aklına Mısır piramitleri, maya kalıntılarının gizemi de çekebilirdi uzaylıları.

Amerika'lılar her yabancı, düşman mantığı ile ilk başta keşif amaçlı tanışma, sonrasında ele geçirme akabinde de deneysel kobaya dönüştürme, neticede köleleştirme aşamalarını mutlaka yapardı uzaylılara. Hatta hızlarını alamayıp bir de gemilerinin teknolojilerini çözüp ışık hızında uzayda yol almayı öğrensinler bakın neler oluyor. Sen misin o kadar mesafeden gelip de ufonu bu mıntıkaya park eden... Nerden geldikleri bulunup, diyalog zaten gündemde olmaz ve gezegenler adına mesihimiz Amerika savaşı başlatır, yoktan var edilen düşmanlık ile dünyamızı uzaylılardan kurtarır yaşanabilir bir yerse onların gezegeni gidip orası da işgal edilir... Petrol yoksa bile orada da bir İsrail bulunup onun bekası adına işgal, sömürü kaçınılmaz olur...

İşte, izleyeni bunun gibi birçok düşünce girdapından alıp çıkaran ve tekrar geri sokan bir film District 9 namı diğer Yasak Bölge 9. Gerçi çevirmen filmi hangi ingilizce bilgisi ve matığıyla yasak bölge diye çevirdi o da ayrı bir olay. Herneyse...

Film aslında bilimkurgu sinemasının belki kült, belki de yeni bir bilimkurgu anlayışının temelini efektler bakımından olmasa da klişe senaryo anlayışının sınırlarını zorladığı için ayrı bir yerde değerlendirilmesi gereken anlayışa sahip. Aslında amerikan yapımı olması tamamen başyapıt olmasını holywood dogmasının içinden sıyrılamayışıyla başaramıyor. Yukarıda değindiğimiz gibi önce yabancı, sonra deneysel bir kobay, ardından köle en sonunda da yok edilmesi gereken bir virüs, uzaylılar.

Filmin başlangıcında daha önce de değindiğimiz gibi dev bir uzay gemisi görkemli yapısı ve insanı ürküten görüntüsü ile alışılmış zaman dilimi olan günümüzden 10-20-30 yıl sonra ya da "sene 2154" değil günümüzden 30 yıl önce geliyorlar. Zaten ilk ezberi burada, ikincisini de konusu geçtiği yer olan Güney Afrika semalarında beliren cisim ile bozuyorlar. Filmi benzerlerinden ayıran diğer bir özellik ise uzaylıların aslında işgalci, saldırgan, istilacı değil, sığınmacı oldukları, filmin sonunda bile neden ve nereden geldikleri anlaşılamayan bir geçmişle dünyamıza sığınmaları.

Fimde uzaylı misafirlerimiz yakışıklı, melek gibi değil, ama kocaman gözlü koca kafalı klişe uzaylı tipi de değil. Vücut evrimi olarakl ilkel görüntü çizen filmde de denildiği gibi karidese benzeyen iri canlılar.

Amerikan asker mantalitesi ya da batılı militarist anlayışı da filmde unutulmamış. Para için profesyonel askerlik yapan birlikler öfkeli, tahammülsüz ve tam bir ölüm makinesi. Tıpkı Irak ve Afganistan'daki gibi. Esasoğlan rolündeki Wikus Van De Merwe rolünde, Sharlto Copley'i izliyoruz. Kötü adamlar Multi-National United (MNU)' adlı şirketin paralı askerleri ve şirketin para için her yol mübahtır amentüsüne sahip yöneticileri. Hatta bu yöneticilerden biri esasoğlanın karısının babası yani kayınpederi.

Wikus Van De Merwe , ekibin başında uzaylıların tutulduğu district 9 adlı kampa giderek onlardan imzalı onay belgesi alarak district 10 isimli yere tahliyeleri için harekete geçer, zorluk çıkaranlar öldürülür. Bu süreçte, Wikus Van De Merw, bir uzaylının uzay gemisine ait parçasını incelerken kimyasal sıvıyla teması sırasında virüs kapar ve yavaş yavaş karidese benzeyen yaratığa dönüşmeye, evrilmeye başlar. Bunu öğrenen firma onu gözetim altına alır, kimyasal deneylere sokar ve artık ex olmuş bir insan vücudu üzerinde DNA'sının nasıl kullanılacağı hakkında araştırmalara yönelirler. Sonunun geldiğini anlayan Wikus Van De Merw, hastaneden kaçar, gemi parçasının ve mikrobu kaptığı uzaylıyı bulur. Artık uzaylının gemiye çıkıp gezegenine dönmesi, Wikus Van De Merw'in tekrar sağlığına kavuşma mücadelesi aksiyon dolu kanlı sahnelerle ilerler.

Film, sonunda Wikus Van De Merwe'nin tamamen yaratığa dönüşmesi, uzaylıların dünyayı terketmesiyle bitiyor. İki sahneyle devamının çekileceği mesajı da izleyicilere aktarılıyor. Birincisi kendisine yardım eden uzaylının 3 vakte kadar geri döneceğini ve onu tedavi edeceği sözünü vermesi ve son dakikalarında yaratık da olsa eşine bağlılığı, ona gizliden gizliye hediyeler ulaştırması...

İlk başlarda belgesel görüntülerini andıran röportajlar ile sıkıcı gibi bir başlangıç yapsa da sondan başlayıp başa dönen ve gene aynı röportajlar ile filmi tamamlayan, bir kameramanın gözünden geçen sahneleriyle ileride başlayan aksiyon, içerisine iyi serpilmiş bir dram başarıyla mayalanmış. Dark City, Terminator 2 ve Matrix filmleri sinema anlayışlarında hep yeni bir devri açtılar. Artık bir devri kapatacak denilen avatar filmini izlemeden District 9'u izlemeniz gerekli.
Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.