• FB-GS Maç İstatistikleri [...]

  • 2011 yılı en iyi filmleri [...]

  • Vahşi doğanın Psikopatıyla tanışın [...]

  • Bir aslan miyav dedi cümle alem güldü:) [...]

  • Counter-Strike: Global Offensive zamanı geldi [...]

  • Onların ne yediğini biliyormusun? [...]

  • BJK Çarşı grubuna rakip geldi [...]

  • İnek'de olsa o bir Kral! [...]

Bizi kapatın diye yalvarıyorlar!

08 Aralık 2009

“Bugünün Seyit Rıza’sı Öcalan’dır”

“Tabanımız ‘dağa gidin’ diyor”

"15 Ağustos Zafer Bayramı'nız kutlu olsun" (PKK'nın ilk silahlı eylemleri)


"DTP dışında bir siyasi partiden aday olan Kürt değildir"

"Ben PKK’yı önemsiyorum. Çünkü çok iyi biliyorum; eğer o yıllarda PKK gibi bir örgüt ve Öcalan gibi bir lider çıkmasaydı şu anda Kürt kimliğimizi bilmiyor olacaktık."

"Öcalan ve PKK bir tarihtir. Bizim bu tarihe sahip çıkıyor olmamız eleştirilmemeli, anlaşılmalıdır"

"Bizim siyaset yapabilme koşullarımızı Öcalan ve PKK hareketi ortaya çıkarmıştır."

“PKK silah sevdalısı değil. Türkiye’nin dayattığı uygulamalar karşısında PKK’nın başka seçeneği kalmadığı için silaha sarıldı."

"Biz 15 Ağustosu barış harekatı olarak tanımlıyoruz ve bu günü önemsiyoruz"

"Biz, Kürt sorununun çözümünde Öcalan'ı muhatap alıyoruz, PKK ve Öcalan'sız bir barış süreci olmaz"

“PKK ve sayın Öcalan'ı dışarıda bırakma oyunun gelmeyiz”

Yukarıdaki sözler DTP'nin eşbakanı Emine Ayna'ya ait. Malumunuz üzere ülke gündemimizde demokratik açılım süreci aynı zamanda da DTP'nin kapatılması ve bazı yöneticilerine siyasi yasak getirilme davası aynı paralelde ilerliyor. AKP'nin ve muhalefetin dışında bir pencereden bakacak olursak, yıllardır sürdürülen teröre karşı silahlı mücadelenin binlerce yurttaşın ölümü ve milyonlarla ifade edilen maddi kayıplar göz önünde bulundurulduğunda birilerinin amma askeri amma siyasal belki de ekonomik çözüm arayışı şeklinde elini taşın altına koyması gerekmekte. Yoksa maddi kayıplar yitirilen canlar ve değerlerle kısır bir döngü halinde yerinde sayan bir ülke profilinden çıkmamız mümkün değil.

Askeri yönden kısmen de olsa başarı sağlayan mücadele, teörürün kaynaklarının aslen içimizde olmasından ve bundan nemalanan hainlerin, gizli oluşumların provakosyonları devam ettikçe köklü bir çözüm mümkün gözükmemekte.

Siyasal çözüm ise gene aynı çıkmazları barındırmakta. Sorunun muhatapları konusunda ise maalesef yol katetmek çok zor. Kürt vatandaşlarımızın büyük bir bölümünün oyunu alan dolaylı olarak da onları temsil eden siyası parti çözüm için realite barındıran hiç bir somut öneri getirmeden mecliste Teröristbaşı Abdullah Öcalan ve PKK'nın sözcülüğünü yapan DTP işin aslında açılım için çözüm için değil çözümsüzlük ve terörün devamı için ellerinden geleni ardına koymamakta. Aslında teröre destek veren, yardım ve yataklık yapan, terör örgütünün propogandasını yapan bir çok eylemi eylemi gerçekleştiren DTP'li vekil ve yöneticilerin bir çoğu yasalarımıza göre suç işlemiş iken yaşanan süreçte bu eylemler dokunulmazlıklar, düşünce özgürlüğü ve fikir suçları kavramları arasında hem hukukumuzun itibarını zedelemekte hem de dağda mücadele eden anadolu evlatlarının kanına leke düşürmekte. Ne yazık ki demokratik bir diyalog ortamını oluşturmaya çalışırken Emine Ayna gibileri de bunu kullanarak PKK terörünü siyasallaştırma yönünde çabalarını arttırmakta.

DTP kapatılırsa ne olacak? Elbette hiç birşey olmayacak gene demokratk bir ülkede parti kapatmak tartışılacak. DTP tabelasını ve ismini değiştirip tekrar yoluna devam edecek. Açılımın süreci sona erecek eylemler başlayacak ve tekrar askeri süreç. Bunlar olumsuz yanları. Fakat ortada suç var o ne olacak? İşte burada ülkeyi yönetenlerin elini kolunu bağlayan da bunlar.

Çöüm yolunda aslında hükümetin hatası açılımı zamansız başlatmak oldu. Yılların getirdiği sorunlar yumağını PKK'yı izole etme çabasının meyvelerini aldıktan sonra ve ergenekon davası sonuçlandıktan sonra demokratik sürece girmeliydi. Kuzey Irak ABD desteğini kaybedince denize düşüp Türkiye'ye sarıldı ve onlarla diyalog başlamış Barzani ve Talabani yönünü Türkiye'ye dönmüştü. Ekonomik ve siyasi menfaatler onlara PKK ekseninde bir şey kazandırmıyor ve artık PKK'ya defol demeye başlamışlardı. Tam bu süreçte oluşturulacak işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesiyle PKK lojistik kaynakları kurumaya başlamış ve açıkça Karayılan tarafından devlet falan istemiyoruz sadece demokratik hak cümlelerini dillendirmeye başlamıştı. Artık muhatap alınamama dışlanma yavaş yavaş PKK'yı psikolojik olarak bitirmeye doğru sürüklerken dolaylı yoldan zamansız açılım onlara tekrar kimlik kazandırdı. Diğer yandan iddalarda aslında Öcalan'ın bile ergenekonda olduğunun dillendirilmesi içimizdeki bir türlü açığa çıkamayan gladyonun yani gizli PKK işbirlikçilerinin deşifre süreci de bitirilmeden açılıma geçildi. Uluslararası alanda politik atağa kalkan Türkiye kendi iç politikasında doğru olanı zamansız yapınca şu dönem için çuvalladı.

Belki Madımak, 28 Şubat, Dağlıca, 12 Eylül, Hrant Dink suikasti, Özal'ın ölümü gibi karanlık geçmişimizle yüzleşebileceğimiz bu günlerde sürece katkı sağlamak yerine Öcalan'ın saçıyla, penceresiyle, iğnesiyle uğraşan sadece terörist bir liderin avukatlığını yapan siyasi zihniyetin nasıl tasfiye edileceği de ayrı bir sorun.

Bir ülkenin antidemokratik uygulamaları sonucu ortaya çıkan kürt sorunu ile uğraşırken bu soruna karşı mücadele ettiğini hak aradığını idda eden ve bu hakkı rerör eylemleri ile arayan bir örgüte T.C'nin gel hadi barışalım geçmişi unutalım demesi hatta ve hatta o terör örgütü liderinin özgür kalmasını istemesi hangi akılla hangi demokratik çözümle bağdaşır? Yapılan yanlışları düzeltmek ve bu yanlışı yapanları tarihin karanlık sayfalarına, kodeslere atmak başka yanlışı yanlışla düzeltmek isteyenleri ödüllendirmek başka...

DTP'nin kapatılması, Açılım süreci ve tam bu noktada çatışmaların artması, şehit haberlerinin gelmesi biraz ilginç gelmiyor mu?

Terörü yönetenlerle içimizdeki işbirlikçileri kesinlikle terörün bitmesini, açılımların, yeniliklerin, halkın devletle barışmasını istemez. Bu gerçekleşebilirse zaten beslendikleri kaynaklar kurur. Bu kaynakları canlı tutmak da onlar için çok kolay. Bir batıda bomba patlar, askere organize pusu kurulur bir de doğuda silahlar patlayıp insanlar kim vurduya gider. Böylece düşmanlık "bir sizden bir de bizden" şeklinde kan davası olarak devam eder. Eşref Bitlis, Gaffar Okkan, Turgut Özal gibileri bu süreçlerin aykırı hareketlerin, kurbanı oldular. Bunlara kıyanlar bildiğimiz terör eylemi değildi. Bunlara kıyanlar terörden nemalanan içimizdeki ve dağdaki hainler ve dış destekçileri idi.

Aslında ülkemiz yakın gelecekte yeni olaylara gebe. Bu olaylar hiç de güzel olmayacak. Çünkü gene aykırı hareketler yaşanmakta. Terörü kanla değil diyalogla çözerek, halkla bütünleşme çabaları yönünde çalışmalar yapılmakta. Artık devletten büyükbaşlara mı akıl almaz entrikalar yapılır yoksa kitlesel cinayetler mi yoksa halk önderlerine mi kıyılır? İnşallah olmaz ama yakın tarih bunu tescil ediyor. Gizli, illegal, antidemokratik buluşmaların, organize hareketlerin, eylemlerin deşifre edilmeye çalışıldığı hesap sorulmaya çabalandığı bu dönemde perdenin arkasındaki ruhlarını şeytana satmış kirli insanların entrikaları karşımıza çıkacaktır. Umarız hak, yerini bulur demokrasi, halk iradesi ve hukuk galip gelir.

Siz Ne Düşünüyorsunuz ?

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.