Hepimizden türk olan bir ermeni: Agop Dilaçar

Agop Martayan DİLAÇAR"Biz mi ermenileri katlettik yoksa onlar mı bizi? Türk'ler soykırım yaptı mı yapmadı mı?... 

Bütün bu tartışmaların dışında türk diline ve tarihine büyük hizmetler sunan bir ermeni Agop Martayan DİLAÇAR. Soy ismine aldanmayın. Mert Nobre, Gökçek Wederson gibi vatandaşlığa geçerken temsili bir türkçe değil onun soyadı.


Agop DİLAÇAR'a soyadını veren kişi, Gazi Mustafa Kemal. Türk dili için yaptığı bilimsel çalışmalar ve hizmetleri dolayısıyla Atatürk kendisine "dilaçar" ünvanını soyadı olarak teklif etmiş ve kendisi de memnuniyetle kabul etmiştir."



Agop Dilaçar, Türkçenin yanında İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarca'yı iyi derecede bilmekteydi. 1915 yılında Robert Kolejinden mezun olmuş ve savaş yıllarından sonra Sofya’da Svaboden Üniversite’sinde eski doğu dilleri (bunların arasında Köktürkçe ve Uygurca da vardır) üzerinde çalışmaya başlar ve bu alanda uzmanlaşarak profesör ünvanını almıştır.

I. Dünya Savaşına Osmanlı ordusunda yedek subay olarak katılır. Doğu Cephesinde göreve başlayan Agop, Rus devrimiyle çözülmeye başlayan bu cephede diğer azınlık subaylarıyla birlikte kaçmaz ve görev yeri olan Güney Cephesine gider. Asteğmen Agop, burada 7.ordunun kumandanı olan Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına, 1915 yılında yaşanan olaylar sonucunda  esir olarak çıkartılır. Ancak Agop durumunu anlatır ve cebinden hiç eksik etmediği “Türkçe Gramer” kitabını Atatürk’e gösterir. İlk kez Latin harfleriyle yazılı Türkçeyi burada görmüştür Atatürk.

Yıkılmış bir devletin küllerinde alevlenen ülkenin kültürünün yeniden canlanmasının dil ve tarih anlayışının yeniden şekillenmesinden geçtiğine inanan M. Kemal, derhal Türk tarihinin araştırılmasını ve Türk dilinin yeniden özgünlüğe kavuşturulması için harekete geçmiştir. Osmanlı kültürü ve Osmanlıca'nın içerisinde barındırdığı arabi ve farsi hegomonyayı yıkmak, milli bir kültür anlayışını yeniden tesis etmek maksadıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 12 Temmuz 1932'de Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Kurumun kurucuları, milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Samih Rıfat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin gereği, "Türk dilinin öz güzelliğini ve varsıllığını ortaya çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak belirlenmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil siyaseti belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır.

M. Kemal Türk Dili Tetkik Cemiyeti ile iki amacı gerçekleştirme arzusundaydı. Birincisi Türk dilini arapça ve farsçanın hakimiyetinden kurtarıp özgünlüğüne kavuşturmak ve dolayısıyla yeni nesillerin milli bir dil ve tarih şuuruyla yetişmesini amaçlamaktaydı. İkinci arzusu da Avusturyalı Türkolog Phill H. Kvergiç'in hazırladığı ve 41 sayfadan oluşan "La Psychologie de Quelques Éléments des Langues Turques" (Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi) adlı çalışmayı inceledikten sonra ortaya attığı "Güneş Dil Teorisi" 'nin araştırılmasını ve bu teorinin olası ispatıyla dünyaya kabul ettirilmesiydi. 

1931-1932 yıllarında “Türk Yazıtlarının 1200. Yıldönümü” başlıklı bir araştırma yazısı yayımlanır. I. Türk Dili Kurultayı’nın başlayacağı bu zamanlarda, yazı Ruşen Eşref tarafından Türkçeye çevrilerek, Atatürk’e gösterilir. Agop’un bu konudaki uzmanlığını sezen M. Kemal,  Türk dili araştırmaları için 22 Eylül 1932  yılında Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen Birinci Türk Dil Konferansı'na Agop Dilaçar'ı bizzat davet etti. Bu kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki ilişkiler” adlı bildirisini sundu.

Birinci Türk Dil Konferansı

Türk dili ve uygurca konusunda uzman olan Dilaçar, Türk Dil Derneği'nin baş uzmanı ve ilk Genel Sekreteri olarak uzun yıllar hizmet etmiştir. Sonrasında Ankara Üniversitesi'nde dil-tarih ve Türkoloji  dersleri de vermiş olup ve Türk Dili'nin tarihi, kelime yapısı, grameri ve sözcük türetilmesi üzerine önemli çalışmalarda bulundu. 

Agop Dilaçar'ın Türkçe hakkında genel olarak ne düşündüğüne bakmak için şu sözü dikkate değerdir :Türkçedeki duygu ve düşüncenin en ince ayırtlarını belirtebilme , ses ve şekil öğelerini baştan sona dek düzenli ve uyumlu olan bir sisteme göre bağdaştırıp dizileme gücü, insan zekasının dilde gerçekleşen bir başarısı olarak belirir.”.  “Türkçe sözdizimi, birçok batı dillerine göre çok kıvraktır. Çünkü sözcük sırasını yönlendiren yalnızca mantık olduğu için, anlama göre sözcük sırası değişebilir ve bu Türkçede kolaylıkla kullanılır. Bu kıvraklık birçok çağdaş dillerde yoktur.” 

1942-1960 yılları arasında Türk Ansiklopedisi'nin hazırlanması çalışmalarında baş danışmanlık yapan Agop Dilaçar ayrıca M. Kemal'e soyadının Atatürk olarak verilmesini T.B.M.M'ye teklif eden kişi olmasıyla da ayrı bir önem arz etmektedir. Herhalde icraatlarıyla değme milliyetçilere taş çıkartacak, sözle kalmayan davranışlarıyla tam bir vatansever, Türk, ve Türkiye aşığı bir vatandaşımızdı.
Kaynaklar:
Türkay, Kaya. A.Dilaçar,  Ankara 1982, TDK 
Agop Dilaçar / turkçetoplulukları.net
Agop Dilaçar / wikipedia
Türk Dil Kurumu / wikipedia

3 yorum:

  1. Nur içinde yatsın.

    YanıtlaSil
  2. Harf inklabı 1928 de yapıldı ancak Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 12 Temmuz 1932'de açıldı diye bahsetmişsiniz. Bu cemiyetin ilgili inklap yapıldıktan sonraları kurulması ne demektir ? Neye göre yapıldı o vakit bu inklap ?

    YanıtlaSil
  3. https://www.youtube.com/watch?v=5mUQVElUXb8

    YanıtlaSil

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.