Bir Murat Bardakçı Efsanesi...

Zengin, elit bir aile çevresinde yetişmesi, gerek musıki gerekse okul hayatında üst düzey eğitim alması hasebiyle belli bir kültürel altyapıya sahip bir araştırmacı Murat Bardakçı. Dedesi üst düzey bir bürokrat, babası ise gazeteci. Haliyle böyle bir ortamda yetişen evlat da kazma kürek değil kitap kalem tutuyor. Aile dostları ve yakın çevresinden edindiği tarihi vesikalardan yola çıkarak özellikle son dönem Osmanlı tarihi hakkında önemli bilgi ve belgelere ulaşmasını kitaplaştırarak tarih dünyasında sahne alan Bardakçı gerek üslubu gerekse bazı polemiklerle son dönemde gündemde kalmayı başardı.

Fatih Altaylı ile beraber çıktığı yolda Teke Tek ve kendi sunduğu Tarihin Arka Odası programlarında ileri sürdüğü görüşleriyle bir kısmın engin beğeni ve takdirini diğer kısmın da nefretini kazandı. Yalnız şu kesin ki tarih şuuru olmayan bu millete tarihi sevdirmesini bilen zatlardan olduğu şüphesiz. Sadece bir tarih programını saatlerce canlı yayında sunarak binlerce kişiyi ekranlara kilitlemesi, kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan ahlaksız dizilerin yanında gayet faydalı bir gelişme Türk medya sektörü açısından.

Murat Bardakçı derken aslında iki kutup var demiştik. Tarih suistimale açık, toplumları yönlendirme, bilinç altına etki etme yeteneği olan çok farklı sosyolojik bir uğraş, bilim dalı. İşte bu noktada Murat Bardakçının çizgisi de tartışmaya çok açık bir durum. Onun çizgisinde özellikle Osmanlı; toplumun büyük bir kesiminin düşündüğü gibi milyonların barış içinde yaşadığı (isyanlara rağmen) islam adına üç kıtada fetihler yaparak cihan devleti olan hala bile kan deryasına dönen ortadoğu ve balkanları nasıl idare ettiği hayranlıkla takip edilen, büyük devlet adamları (Padişah, kumandan vs.) çıkarmış bir devletin aksine, hizipleşmenin en daniska halinin yaşandığı, ayyaş, deli padişahların hüküm sürdüğü, eşcinselliğin normal kabul edildiği bir ülke...

Nedense; - siz tarihçiler ne biliyorsunuz ki.... Anlayışının ürünü olarak hep bel altı araştırmalarda, tarih vesikalarının içinde görüyoruz Bardakçı'yı. Osmanlı'da Seks kitabı, Osmanlı'nın homoseksüel yapısı, Adnan Menderes'in metresi, Fatih Sultan Mehmet'in yediği havyar ve karidesleri, ilgisizlikten kokan cenazesi, yahudilere mezopotamyayı az kalsın satan, hibe eden bir Osmanlı padişahı Abdülhamit, Osmanlı'da ne mehter ne de mehter marşı diye bir şey yok, büyü meraklısı padişahlar, Mevlana'nın islam büyüğü bir evliya dışında onun sosyolojik eleştiriyle sokaktan bir vatandaş edasıyla incelenmesi...

Yaptığı programın adı Tarihin Arka Odası olsa bile programın çerçevesi tarihin yatak odası şeklinde gidip gelmesi bu açık oturumun kahve muhabbeti mi, evdeki salon muhabbeti mi yoksa tarih şuuru açısından araştırmacı gazetecilik mi diye kategorize etmek zor olsa gerek. Yoksa Pelin Batu ile yapılan polemikler, kişilerin ve olayların masturbasyon diye tarif ederek isimlendirme gereksinimi nereden doğduğu da ayrı bir sorunlar yumağı.

Tamam, Eyyubiler üzerine tez hazırlayan bir akademisyenin ulaştığı sonuçları efkar-ı umumiye ile paylaşmak,  Selahaddin Eyyubi'nin bilindiğinin aksine Kürt değil, Türk olması,  Cengiz Han'ı enine boyuna irdelemek, Ermeni tehcirini bir ermeni ve bir Tarih profesörüyle masaya yatırmak faydalı hatta harikulade olsa bile niyetin altında yatanlar hakkında oluşan kuşkular ve kaygılar programın ve Murat Bardakçı'nın şahsiyeti üzerine kalın bir perde şeklinde sislenmesine yol açmakta. 

Eldeki bilgi ve belgelerin zenginliği, Bardakçı'nın yaşına rağmen sahip olduğu hafızası araştırmacının ulaştıklarını paylaşması adına faydalı olması, Türk halkının tarih hassasiyetini bilgisizlikle vurup mukaddes kabul ettiği değerleri, batının barbarca medeniyetimizi aşağılayan üslubuyla eleştirmesi reyting ve nefretten başka geçmişiyle gurur duyan bir milleti; ne şimdi ne de tarihte adam olmamışız diyen bir psikolojiye sokmaz mı ?

İstanbul'un fethini  müjdelemiş, Hacı Bayram'ı Veli'nin talebesi Akşemsettin'in terbiyesi altında yetişmiş Fatih Sultan Mehmet'in ilgisizlikten kokan cesedi, yediği idda ettiği havyar ve karidesin, o yaşlılıktan, hastalıktan değil şişkoluktan öldü dercesine; şahsın tarihteki rolü ve önemini küçümser tavrın tarih şuurumuza ne katkısı var acaba? Bu tarihçilikmidir yoksa magazinsel geyikmidir? Bu yapılan bilinmeyenleri dokunulamayanları ifşa etmek, ha olayın bir de bu yönü var demek mi yoksa mukaddes kabul edilen değerler, olaylar ve kurumların bilinçaltında aşındırılması mı?

27 Mayıs darbesini sözüm ona araştırıp irdelerken programda idam edilen başbakan Adnan Menderes'in içtiği idda edilen rakının, metresi olduğu idda edilen kadının gündeme getirilmesi, lanetlenen darbelerin konuşulduğu bir dönemde demokrasimizin kilometre taşlarına Murat Bardakçı'nın yaptığı bu katkı ne ölçüde olabilir?

Burada Bardakçı'nın efendim tarih öyle olmaz böyle olur diye meydan okurken niyeti masum bir tarih cımbızlaması mı yoksa polemiklerle popüler olma mı şu an için kestirmek zor. Ne olursa olsun daha önce dediğimiz gibi toplumun bir kesimini bazen incitse, bazen kızdırsa bazen ekşisözlükle bile polemiğe girmekten gocunmadan her tarafa laf yetiştirse de kadın programları, herkesin birbirinden memnun olduğu aşk-ı memnuların sarmaşık gibi sardığı ekranlarda tarih programlarının da kendisine yer bulması önemli bir gelişme.Bardakçı'nın mesaj atanları azarlar tarzı, üslubu ya da karizması belki de medya taktiği girdiği polemikler iş  yapıyor o da bunu görüyor. Sansasyonel çıkışlar tarih araştırmacılarını bir anda gündemde tutuyor. Yoksa klasik tarih prim yapmıyor...

Dedik ya aleme meydan okuma bazen madara olmayı da beraberinde getiriyor. Sözlüklere ve sözlük yazarlarına acımasızca eleştiri getirmenin acısını sözlükçüler fena çıkarıyor. Nitekim incisözlük yazarları programa gönderdiği soruyla Bardakçı'yı ince bir tiye alıyor...





Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.