Tanrı'nın Kitabı filminin anatomisi

Teknolojinin bütün imkanları seferber, sinema dünyasının duayen kabul edilen oyuncuları da emrinizde. Un var, şeker var yağ var geriye ne kaldı? Evet.. Geriye sadece güze bir film yapmak kaldı. Fakat burada en önemli unsur eksik kaldı; Senaryo... Denzel Washington gibi siyahi oyuncular arasında Morgan Freeman'dan sonra belki de en karizmatik aktörü filminizde oynatıyorsunuz ama tuzu olmayan yemek gibi eksik bırakıyorsunuz senaryoyu. İnanılır gibi değil.

The Book of Eli, Tanrı'nın Kitabı filmi, tam da yukarıdaki örneklemenin izahati gibi karşımıza çıkıyor. Konu, senaryo itibariyle Kevin Costner'ın The Postman (Postacı) ve  Waterworld (Su Dünyası) ile Will Smith'in A am Legend (Ben Efsaneyim) filmlerinin bir kolajını andıran bu filmde eğer  Denzel Washington var diye büyük beklentilere girerseniz hayal kırıklığıyla kalkacağınız aşıkar. Eğer Denzel Washington değil de vasat bir oyuncu oynasaydı filmde kesinlikle şu anki değerinden uzak kalacak, 2010'un çerez filmlerinden birisi olarak anılacaktı.

Başrol oyuncusu, şu kitabı bul, onu batıya götür, insanlığı tekrar erdemli bir uygarlığa kavuştur vahyi ile yola çıkar. Karşısına elbette iblisler, şeytanlar çıkacaktır. Kutsal kitap İncil'in korumacı gücü onu mermilerden, ölümden kurtaracak, hedefine ne pahasına olursa olsun ulaştıracaktır.Vahiyde ve İncil ayetlerinde ona yol gösterici bir nevi tefsirler bulacak, kendine dostu düşmanı da bu şekilde ayırd edebilecktir.

Dünyanın küçük kıyameti nasıl yaşadığını bile anlamakta güçlük çeken izleyici, kahramanımızın gittiği yerlerde sanki zombi kontrolünden geçiriliyormuşcasına ellerini göstermesi de ayrı bir olaydı. Sinemaseverlerin en büyük tesellileri de belki de dövüş sahnelerindeki ve görsel efektlerdeki zenginlikler başarılardı. Gel gelelim 2010 sinema dünyasında bunlar bile artık sıradanlaşma yoluna girmişken...

Hollywood klişelerinden biri daha işlenmişken buna da değinmekte fayda var. Filmlerde esasoğlan ve esas kızlar girdikleri mücadelelerde gnellikle yanlarında bulunan arkadaşları, ekip elemanları, ya da karşılaştıkları iyi insanlar hep son nefeslerini filmin başrol oyuncularının 

Filmin yapımcıları baştan sona hristiyanlığın tek ilahi din olduğu vurgusunu yaparken, son sahnelerde tevratta bol bol geçen vadedilmiş, kurtarılmış yepyeni bir başlangıcın filizlendiği Sion (Zion)  benzeri bir şehir gene karşımızda. Bu şehir daha önce I am legend, Legion, Matrix gibi filmlerde bol bol işlendi. Nitekim  insanlık uygarlığının tekrar vücud bulduğu bu yerde ek saçlı bilge, Britanica, Klasikler gibi bilimin mihenk taşlarını bir kütüphanede toplamakta, yeni bir başlangıcı bilimin ve felsefenin zirvesini oluşturan yazar, çizer ve eserlerle yeni dünyayı böylece şekillendirecektir.

Şekillenecek dünya, pozitif bilimci mi, yoksa hristiyanlığın mesih tarafından kurtarıldığı yeni başlangıcıyla mı olacaktır? Filmin son sahneler hariç tamamında misyonerlik temasıyla şekillenen konusu sağ gösterip sol vururcasına kütüphaneye ulaştırılan İncil'in Kur'an-ı Kerim gibi kutsal kitaplar arasına konulmasıyla şaşırtıyor. Ne yani bütün bu İncil'i ait olduğ yere ulaştırma kavgası onu Kuran, Tevrat gibi kutsal kitapların yanına koymak için miydi dedirtebiliyor.

Galiba yapımcılar tamam tamam sizleri unutmadık, müslümanlık, yahudilik de kutsaldır diyerek gişe hasılatını son sahnede akıllarına getirerek bu kaygılarını gidermeye çalışmışlar.

Ayrıca filmi dikkatle izleyenlerin bazı mantık ve görüntü hatalarını görmesi hiç de zor değil.

 The Book of Eli (Tanrı'nın Kitabı) filmindeki hatalar          

Yukarıda 2. resimde arabası yıkılan kadın solda olan tabela ve direk hizasında oturmuş iken az sonraki sahnede yani 1. resimde görüyoruz ki aslında tabelanın yaklaşık 1 metre gerisinde. Film sahnesinde kadının durduğu yeri biraz daha geriye almışlar.
Eli, 1. resimde kasabada bir tamirci dükkanına giriyor. Arkada dükkanın camında dışarıda tabelaya benzer bir obje bulunurken az sonraki sahnede Eli'nin motorsikletlilerin sesini duymasıyla dışarıya doğru bakışı esnasında az önce görülen objenin yok olduğu açıkca belli oluyor. Yönetmen, motorsikletlileri camdan göstermek için dükkanın önünü temizletmiş.
Eli'nin 1. resimde sofrasında katlanmış halde duran havlusu az sonraki sahnede açılmış.
Filmdeki en büyük mantık hatası,  Solara'nin şoförün boğazına sarılmasıyla birlikte kaza geçiren arabanın yolun sağ şeritine doğru takla atması bariz bir şekilde görülürken (4. resim) önde seyreden arabadakilerin kamyonetin sol dikiz aynaösından takla atan arabayı sol şeritteymiş gibi göstermesi kabul edilir bir hata olmasa gerek. Zaten ileriki sahnede kaza sonucu Solara, yolun sağında enkazdan kurtuluyor.
Eli, tuzağa düşürüldüğü bölümde yan tarafta duran kamyonun kapısı az sonraki dövüş sahnesinde ardına kadar açık olduğu, yönetmenin gözünden kaçan ayrıntılardan biriydi.
Solara'nın yüzündeki yaralar bir kayboluyor, bir genişliyor... Bazı sahnelerde suyun bile damla damla bulunduğu bir dünyada pürüzsüz ciltle karşımıza çıkıyor...
Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.