Gol atan bir dinazor: Filippo Inzaghi

Klasik olacak belki ama yıllanmış şarap nasıl ise o da öyle. Kariyerinin son baharında kulübede abilik değil, sahada profesyonellik onunkisi. Yaş 37 ama üst düzey bir şampiyonlar ligi maçında yıldızlar takımı Real Madrid defansına karşı Milanın gol silahı o. 1-0 geriye düşmüş takımını sırtlayarak 2-1 öne geçiriyor. Yaşıma aldananlar utansın der gibi 18'lik bir delikanlının hırsıyla sahada mücadele ediyor.

Dönem dönem manşetleri süsleyen futbol yıldızlarının aksine mütevazi bir gol makinesi. Sadece işini yapan, çalışkan, başarılı hem de sportif anlamda tam bir centilmen. Onun kariyeri boyunca hiç kırmızı kart görmediğini biliyormuydunuz?[1]

Dönemin Milan teknik direktörü Fatih Terim tarafından yaklaşık 45 milyon Euro'ya transfer edilen Filippo Inzaghi Mourinho'nun talebelerinin mutlak favori olarak çıktığı şampiyonlar ligi maçında futbolda maçın oynanmadan kazanılamayacağını bir kez daha gösterdi. Gösterdiğiyle kalmayıp attığı iki golle şimdiden tarihe geçti. Raul ile beraber şampiyonlar liginde 70 golle en çok gol atan oyuncu ünvanını da sahip oldu.

Çok mu teknik, rakip defansları tabiri caizse ipe dizen bir futbol yeteneğine mi sahip yoksa kimsede olmayan öldürücü şut özelliği mi mevcut? Hayır tam anlamıyla hiç biri yok onda. Peki ne var 37'lik Milan forvetinde? Olsa olsa yılmadan çalışma ve mücadele azmiyle disiplinli bir spor yaşamı. Bir forvetin olmazsa olmaz sahip olabileceği fırsatçı gol zekası. Evet onu farklı kılan bu olmalı. 

Onun bir yönü daha var.  Filippo Inzaghi gibi gol attığında şampiyonluk perdesini aralamışcasına çılgınlar gibi sevinen, çoşku yaşayan bir başka oyuncu daha var mı? Ağzını kocaman açarak gooool diye mi bağırır, ben buyum mu der bilinmez belki ama sevinci çok farklı. Kollarını iki yana açıp çocukçasına sahada turlaması futbolu bıraksa bile Inzaghi denildiğinde hep o fotoğrafla hatırlanacaktır.


Öte yandan onun bakışlarına yansıyan oyun hırsı, kazanma azmi; takım ya da kendi kötü oynasa bile sanki -tamam yenildik ama, kardeş iyi koştun kazanmayı istedin ama olmadı dedirten bir azim onunkisi. Gol kaçırdığıda yüzüne yansıyan ifade öfkeyle üzüntü arasında bir bakış ondaki. 


Belki biraz da şans onunkisi. 30 yaşına gelenin ne zaman futbolu bırakacağı tartışılan ülkemiz çağdışı futbol zihniyetinden ziyade Milan gibi son damlasına kadar oyuncularının yeteneklerinden faydalanan bir ekolün merkezinde top koşturuyor.  34 yaşındaki Nesta'sı, gene aynı yaştaki Clarence Seedorf'u, 41 yaşında futbolu bırakan Maldini gibi yıldızların yuvasında olması da büyük bir şans. 

Real Madrid gibi toplama yıldızlar karmasının maçlarını takip etmektense kadrosunda 30'lu yaşların üzerinde birçok oyuncusu bulunan eski unutulmaz  jenerasyonların izlerini o mütevazi tadını hala arayanlar Milan takımını izlemekten daha büyük bir keyif alıyor. 

Milan gibi yılların eskitemediği yıldızlara sahip takımların maçlarında yaşı ilerlemiş futbolunun en olgun dönemlerinde bile amatör bir ruhla mücadele eden futbolcuları izlemek ayrı bir tat olsa gerek. Mesela Paul Scholes veya Ryn Giggs'i izlerken 90'lı yılların takımını ve unutulmaz maçları film şeriti gibi akıyor o dönemin heyecanını yaşayanların gözünde ve gönlünde...

Bizde 80'leri geçtik, 90'lı yılları hatırlatan kaç oyuncu kaldı?
Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.