Contagion (2011) incelemesi

H1N1 virüsü zyani domuz gribi heryeri kasıp kavurdu son yıllarda. Daha öncesinde SARS, kuş gribi fibi türevleri hakkında da benzer felaket senaryolarıyla korkuttular bizleri. Ardından normal bir virüsten farkı yok diye spekülasyonlarla çok tartışıldı bu küresel hastalıkların virüsleri. Contagion Türkçe adıyla Salgın filmi de bu konuyu işliyor.

Holywood elbette bu konuya sessiz kalamazdı ve filmini çekti. , Ocean's 12 , Ocean's 13,Trafik, The Good German, Che, The Informant! gibi yapımlarda imzası olan Steven Soderbergh yönetmen olunca ve Matt Damon, Kate Winslet, Laurence Fishburne ve Jude Law gibi starlar da projeye dahil olunca 2011 yılının en kaliteli filmlerinden birini izleyeceğim diye bir hisse kapılıyor insan.

28 Weeks Later (2007), I Am Legend (2007) filmlerini yeniden yadedercesine bütün dünyayı sarsan belki de insanlığın sonu olabilecek bir virüs karşısında birkaç iyi adamın mücadelesini izletiyor film sinemaseverlere. Gelgelelim kopuk sahneler, tuzu eksik yemek misali ucu açık bir şekilde kalıyor kendi bütünlüğünde. Sanki kamu yararına çekilmiş bir hayır projesi misali filmdeki kahramanlarımız sahnesini terkedip mikrofonu bir diğerine tutuşturup sahneden uzaklaşıyor.

Kate Winslet virüsle mücadele ederken hastalığı kapıyor ve ölüyor. Böyle basit bir sonla onun gidişini izlerken bu rolü sıradan bir oyuncu da hakkıyla yerine getirebilirdi tam diyecekken Jude Law'ın karakteri Alan Krumwiede ise acar bir bağımsız gazeteci rolüyle blogculuğunu izlerken ne yapmaya çalıştığını, misyonunun ne olduğunu çözmekle karşı karşıya bırakılıyorsunuz. Ardından hastalık hakkında halkı yanlış yönlendirme, insanların kafalarını karıştırma suçlamasıyla göz altına alındığını izlerken şimdi nolacak demeye başylıyor insan.


Laurence Fishburne'ün canlandırdığı Dr. Ellis Cheever karakteri de gizemli virüsün aşısını bulmaya çalışan akiple birlikte zamana karşı yarışmaktadır. Daha ötesi yok. chicago'da bulunan eşini bir an önce oradan çıkarmanın derdindedir o kadar. Bunun dışında Matrix filminde tanıdığımız Morpheus karakteri dönemine göre baya bir kilo aldığını görecek izleyen arıyorsa filmde bir yenilik hepsi bu.




Mitch Emhoff (Matt Damon) filmde karısını uzak doğu seyahatinden sonra evde konuşurken birden ağzından köükler çıkarak gözlerinin önünde öldüğüne tanık olması yetmez gibi üvey oğlunu da gizemli hastalıktan ölmüş bulur. Felaketler bunlarla da bitmez ölen karısının onu aldattığını ölüm acısının üzerine öğrenir. Artık geride bir kızı kalmıştır. Onu hastalıktan uzak tutmak için elinden geleni yapar.

Hani kendisine virüs bulaşmıştır ama tahliller sonucu hastalığa karşı nağışıklık kazandığı söylense de bu bağışıklığın sebebini film bittiğinde bile öğrenemiyoruz. Ayrıca kızına kadar bütün acıları yaşayan aktörümüz Mitch Emhoff karakterine o kadar metanet verilmiştir ki evlat acısı, eşinin ölümü, eşinin onu aldatması fotoğraflara bakarken şöyle bir dalıp gitmesinden öte bir yıkım etkisi olmaz kendilerinde. Bir karaktere bu kadar soğuk mu hayat verilir be senarist, yönetmen demez mi izleyen...


Parça parça hayatların aynı zaman tünelindeki mizanselini yansıtmaksa amaç evet bunu gerçekleştirmişler. Yok ilaç endüstrisinin salgın paniklerinden elde ettiği menfaati sorgulamaksa o iş olmamış. Bir virüs karşısında doktorların mücadelesini anlatan bir filmse kurgulanan o da boş içi kof kalmış. Kısacası film Yani... Diyerek bitiyor. Noldu şimdi diye sorduruyor hedef kitlesine...
Google+ paylaş

Benzer Konular :

    Yorum yapın
    Facebook yorumları

0 YORUM YAPILDI. Görüşünüzü belirtin ! :

Yorum Gönder

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.