Ekonomik Sistemler

Dünyaya rastgele bir göz atacak olursak görürüz ki, iktisadi örgütlenme değişik biçimlerde olmaktadır. Yöntem farklılıklarına rağmen, amacın tek olduğunu söylemek mümkündür. Ortak amaç, "insanoğlunun sonsuz ihtiyaç ve taleplerini sınırlı olanaklarla karşılamak" tır.

Amaçlara ulaşabilmek için başvurulan araçlar ise, zaman ve mekân içinde değişmişlerdir; değişmektedirler. Ekonomik sistemler yelpazesinin bir ucunda bireyci görüş vardır. Bu görüşün, savunucularına göre, toplumu meydana getiren herkes (işçi, yatırımcı, tüketici) için sistem tutarlıdır. Kişisel yararlar üstüne kurulu sistemde en verimli kesimler bulunup çıkarılacak, bu da toplumun bir bütün olarak kalkınmasını sağlayacaktır."Kapitalizm" adı verilen bu sistemin bugünkü örneği, Amerika Birleşik Devletleri'dir.

Yelpazenin öteki ucunda, toplum çıkarlarının kişisel çıkarlar üstünde tutulduğu sistem vardır. Orada ekonomik yaşamın örgütlenmesi, planlanması ve yürütülmesi toplumun elindedir. Birey, toplumsal ürüne yetenekleri oranında katılacak ve bunun karşılığında toplumsal üründen ihtiyaçları oranında payını alacaktır. Bu aşamaya gelindiği zaman "komünizm”e de varılmış olmaktadır. Bu son aşamaya varmamış olmakla birlikte, parçalanmasından önce bu ekonomik sistemin uygulamadaki önderi olan eski SSCB örnek olarak gösterilebilir. Yelpazenin sağına, soluna ve ortasına serpiştirilmiş bazı biçimler de vardır ki, bunlarda toplum ve bireyin birbirleriyle ilişkileri ve birbirlerine oranları değişiktir.

Ekonomik sistemleri biçimlendiren toplum içi güçler şöyle sıralanabilir: Toplumu meydana getiren kişilerin istek ve davranışlarına biçim veren tarihsel ve kültürel geçmiş, doğal kaynaklar ve iklim, halk çoğunluğunun benimsediği ve savunduğu felsefi görüşler, geçmiş dönemlerde belirli hedeflere ulaşmak için halkın başvurduğu araçlar, önceden karşılaşılmış ekonomik sorunlara getirilen çözüm yolları, başarı ya da başarısızlık oranları. Dünyanın dört bir yanında uygulanmakta olan ekonomik sistemleri daha iyi anlayabilmek için, her birini bu beş açıdan ayrı ayrı değerlendirmek gereklidir.

Ekonomik sistemler, "insanoğlunun gereksinimlerini karşılamada ve kaynakların değerlendirilmesinde seçilen kurumlar demeti ya da kurumlar dizisi"dir. Burada kullanılan kurum kavramı son derece geniştir ve bir işin yapılış biçimi anlamına gelmektedir. Bir başka deyişle, uygulanmakta olan ekonomik sistem, o ulusun belirli sorunları ele alış ve çözüm biçimini gösterir. Gerekli yöntemler tamamlayıcı niteliktedir ve ulusun yasaları tarafından belirlenmiştir. Bir ulusun ekonomik sistemini daha iyi anlayabilmek için gelenek ve görenekler de aydınlatıcı birer kaynak olabilir. Bir ulusun ekonomik kurumları hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmak için aşağıdaki soruların eksiksiz yanıtlanması gerekir:

1) Kimler ya da hangi kurumlar hangi mallar üstünde mülkiyet, kullanma ve tasarruf haklarına sahiptir? (Malların kullanışlılık, maddilik ve transfer edilebilirlik gibi niteliklere sahip olması gerekmektedir.)

2 ) Bireyler, kendi girişimleriyle hangi alanlarda ekonomik etkinlik gösterebilirler? Bu ekonomik etkinlikler sonucu sağladıklarıyla neler yapabilirler? Ne yapmalarına izin verilmiştir?

3) Ekonomik amaçlarına ulaşabilmek için bireylerin hangi ortak girişimlere ve örgütlere katılmasına izin verilmektedir?

4 ) Kaynakların değerlendirilmesi ve tüketim malı halinde biçimlenmesi sürecine katılmaları için kişilere ne gibi yarar ve primler sağlanmakta ya da vaat edilmektedir?

5) Verimli çalışmalara katılanların kişisel yararlarını saptamada söz sahibi kurum ya da toplum kesimleri, toplum güçleri hangileridir?

6) Fiyatları belirleyen faktörler hangileridir ve fiyat mekanizması nasıl çalışmaktadır? (Parasal ekonomiyi ortadan kaldıracağı ileri sürülen komünist toplum dışında, her modern sanayi toplumunda parasal fiyatlar büyük önem taşımaktadır.)

Yukarıda sıralanan altı sorunun ilgi çekici yanı, hepsinde de "kim" ya da "ne" sözcüklerinin geçmesidir. Bu sözcüklerin varlığı, cevapların toplumdan topluma, ulustan ulusa değiştiğini, olağanüstü birtakım yasa ya da güçler tarafından belirlenmediğini göstermektedir. Bir başka deyişle, ekonomik sistemleri insanlar yaratmışlardır. Ekonomik sistemler, tarihsel oluşum içinde sürekli değişim göstermişlerdir. Bunda yasama organları tarafından çıkarılan kararlardan, halkın gelenek ve göreneklerinin değişimine kadar her şeyin etkisi vardır. Ekonomik kurumlar, yaratılma, yıkılma, değiştirilme ve yeniden düzenlenme süreci içinde biçim değiştirirler. O sırada toplum içindeki güçleri oranında yasa koyucular, işçiler, müteşebbisler, tüketiciler, yargıçlar, memurlar etkili olur. Ekonomik kurumların en belirli özellik ve niteliği, değişken oluşlarıdır. Bu değişiklikler, bazen toplum içi güçlerin örgütlü ve bilinçli hareketleri sonucu meydana gelir. 

Bazen de yine toplum içi güçler tarafından, ancak daha dolaylı ilişkiler sonucu ortaya çıkarılırlar. Köklü değişiklik ve dönüşümler ise, tarihsel gelişim içinde daha açık seçik bir biçimde görülebilir. Örneğin, Ortaçağın derebeylik düzeninden merkantilist yaşam görüşüne geçilmiş, merkantilist görüş. de " bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" felsefesi izlemiştir.Kurumsal değişiklikleri ve bu değişikliklerin insan üstündeki etkilerini azımsamamak gerekir. Köklü toplumsal dönüşümler, basit kurallar sonucu ortaya çıkmaz. Bu dönüşümler, sonuçları önceden düşünülmüş olsun olmasın, kökleri ve güçlerini aldıkları kaynaklar açısından son derece karmaşık bir yapıya sahiptirler. 

İnsanlar, ekonomik ve toplumsal kurumları sürekli olarak değiştirir, yıkar, yeniden düzenler ve yaratırlar. Devrimsel ya da evrimsel niteliklere sahip bu değişmeler sonucu ortaya çıkan yeni kurumlar da değişikliği yapan insanın önce yaşamını, sonra da düşüncesini etkiler.Bir başka deyişle, insanın yaşam ve düşünceleri toplumsal kurumları değiştirmekte, değişen kurumların ortaya çıkardığı yeni koşullar da değişikliği yapan insanın yaşam ve düşüncesine yepyeni bir biçim vermektedir. Örneğin, miras hukukunda önemli değişiklikler yapıldığını, ağır bir veraset ve intikal vergisi konulduğunu varsayalım. Bu durumda çocuklarına miras bırakma durumunda olan aile reisi, ister istemez çocuklarını kendi yaşamlarını kendi başlarına yürütmeleri için zorlayacaktır. Bir düzenin kurumsal yapısı, her şeyden önce o toplumdaki güç dağılımı hakkında bilgi verir. Bir başka deyişle, ekonominin toplumsal yapısına bakarak, o toplumdaki kaynakların nasıl, nerede, ne zaman ve kimler tarafından kullanılacağı hakkında karar vermeye ve işlem yapmaya kimin ya da kimlerin yetkili olduğunu anlayabiliriz. Kapitalist bir ekonomide genellikle bu yetki dağılımı geniş bir alanı kapsar.

Son yıllarda, bazı kapitalist ekonomilerde, ortaya çıkan kurumsal değişiklikler nedeniyle ve artan hükümet müdahaleleri sonucu, karar verme etkinliğinin yavaş yavaş merkezleştiği görülmektedir. Sosyalist ekonomilerde ise karar verme yetkisi kişilerin, sınai ve ticari bireylerin üstünde, merkezi hükümetin elindedir. Bu sosyalist ekonomi düzeninin ve bu düzene ait kurumların doğal bir sonucudur. Sanayide kollektif mülkiyet ve işletme ile tüm ekonomik yaşamın bir ekonomik plana bağlı oluşu sosyalist sistemi en kesin hatlarıyla yansıtır.

Karma ekonomilerde ise, durum biraz daha farklıdır. Kaynakların hangi biçimde kullanılacağı hakkında karar verme ve işlem yapma yetkisi, "karma ekonomi"nin derecesine göre, bireyler ile merkezi hükümet arasında dağıtılmıştır.

Hiç yorum yok

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.