AB Hukukunun Kaynağı Olarak Tüzükler ve Hukuki Niteliği

AET : Avrupa Ekonomik Topluluğu
AAET : Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu 
AAETA : Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması
AKÇT: Avrupa Kömür Ve Çelik Topluluğu
AAKÇTA : Avrupa Kömür Ve Çelik Topluluğu Antlaşması 
ATA: Avrupa Ropluluğu Antlaşması
ATM : Avrupa Topluluğu Mahkemesi
ECU : European Currency Union


Avrupa Birliği Hukuku Ve Kaynakları 

A. GENEL OLARAK 
Bir hukuk düzeninde “kaynak” sözcüğüyle, hukuk kurallarını oluşturan ve geliştiren öğeler anlaşılmaktadır; başka bir ifadeyle, hukuk kaynakları o düzen içinde kuralların oluşması işlevini yerine getirmektedir

Topluluk hukukunun kaynakları, doktrinde, Toplulukla ilgili Antlaşmalar ve Topluluk organlarının işlemleri arasında bir sınıflandırma yapılarak “Birincil hukuk” ve “İkincil hukuk” ana başlıkları altında incelenmiştir.

Birincil hukuk kaynaklarını kurucu Antlaşmalar, ikincil hukuk kaynaklarını ise, Topluluk hukukunun dinamik boyutunu oluşturan ve Topluluk tarafından yaratılan hukuk niteliğindeki, tüzükler, yönergeler, kararlar ve tavsiyeler oluşturmaktadır.

B. BİRİNCİL (ASLİ) KAYNAKLAR  
1. Anayasal Antlaşmalar 

Bu antlaşmalar hepsi birlikte değerlendirildiğinde topluluğun yapısal hukukunu oluşturduğu için, birincil kaynak olarak Topluluğun yasal düzenine temel oluşturmaktadır. 

Topluluk hukukunun birincil kaynaklarının başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: 
-Toplulukları kuran, AKÇT4, AAET5 ile AET6 antlaşmaları ile bunları tamamlayan erklerle, protokoller; 
-Avrupa Toplulukları için Belirli Ortak Organlar hakkında sözleşme (25 Mart 1957)7 
-Birleşme Antlaşması (8 Nisan 1965)8 
-Bütçeyle ilgili Lüksemburg Antlaşması (22 Nisan 1970)9 
-Nice Antlaşması (2001)
                                                             
2.  Özellikleri 
Toplulukları kuran antlaşmalar, üye devletler tarafından onaylandıktan sonra, bu devletlerin iç hukuklarında otomatik olarak yürürlüğe girerler. Bu nedenle, bu Antlaşmalar, “ kendiliğinden yürürlüğe giren” antlaşmalardandır. Uluslararası yükümlülükler içeren fakat iç hukukta uygulanabilmesi için, bir uygun bulma yasasına gereksinim duyan “kendiliğinden yürürlüğe girmeyen” antlaşmalardan farklı olarak, “kendiliğinden yürürlüğe giren” antlaşmalar ulusal mahkemeler tarafından, iç hukuk kuralları olarak uygulanmak zorundadır. Doğası gereği, bir antlaşma, bir yaşama faaliyeti değil, iki ya da ikiden fazla devlet arasında yapılan bir sözleşmedir. Bununla beraber, taraf devletlerce, bir konuda hukukun ne olacağının belirlenmesinin ya da uluslar arası bir kurumun anayasasının deklarasyonu şeklindeki bir antlaşma, bir tür yasama faaliyeti olarak değerlendirilebilir. AET yi kuran Antlaşmanın bir tür yasama faaliyeti olduğuna, onun amaçlarını ortaya koyan hükümler (229 m.(eski 227. Madde)) ve diğer özel hükümler (313. Madde(eski 247. Madde)) tarafından işaret edilmiştir  

C. İKİNCİL KAYNAKLAR 
Topluluk hukukunun ikincil kaynakları Topluluk organlarının, Antlaşma ‘larla verilen yetkileri çerçevesinde, yarı bağımsız kapasiteleri ile yaptıkları ve hiyerarşik olarak Antlaşma hükümlerinden sonra gelen hukuktur.  

İkincil kaynaklar, Konsey ve Komisyon tarafından hazırlanan tüzükler, direktifler, kararlar ve tavsiye, görüşlerden oluşur. Bu tür tasarrufların özellikleri ATA md 249’da sayılmıştır.

1. Direktifler (Yönergeler) 

  • Avrupa Parlamentosu ile birlikte Konsey veya sadece Avrupa Komisyonu tarafından çıkarılır. 
  • Direktiflerin temel amacı üye ülkelerin mevzuatını paralel hale getirmektir. 
  • Üye ülkelere hitaben çıkarılır. Üye ülkeler direktiflerde öngörülen Topluluk düzeyli temel hedefleri gerçekleştirmek için yöntem ve biçimi seçmekte serbesttir. 
  • Şayet direktifle öngörülen temel hedefler üye ülkeler tarafından iç hukuka aktarılmazsa yada aktarımda bir gecikme olursa AB vatandaşları milli mahkemelere bu konuda müracaat edebilir. 
2. Kararlar 
Kararların en belirgin özelliği ve tüzüklerden temel farkı, genel bir kapsama sahip olmamalarıdır. Karar sadece açıkça belirtilen muhatapları bağlar. Bu açıdan kararı muhatapları; üye devlet ya da devletler, işletmeler ve gerçek kişilerdir.  

3. Tavsiye ve Görüşler 
Tavsiye, her hangi bir AB kurumuna belli konularda üye devletlere, diğer kurumlara ve bazı hususlarda AB vatandaşlarına tavsiyelerde bulunma imkanı sağlar. Tavsiyelerin hukuki açıdan bağlayıcılığı yoktur. 

Görüş, her hangi bir AB kurumuna belli bir mesele hakkında görüş sunma imkanı sağlar. 
Görüşlerin hukuki açıdan bağlayıcılığı yoktur.  

4. Tüzükler 
4.1. Tanım ve Nitelik 
4.1.1.Genel Olarak 

Topluluk organlarına üye ülke hukuk sistemlerine değişen ölçülerde müdahalede bulunma imkanı veren bir araçlar yelpazesi geliştirilmiştir. Kurucu antlaşmalar bu çerçevede, tüzükle topluluk organlarına, ulusal hukuk sistemlerine doğrudan müdahale edebilme ve normatif düzenleme yapabilme imkanı vererek ulusal üstü bir yasama iktidarı yaratmışlardır. Topluluğu kuran Antlaşmalarda, Topluluk organlarına yasama yetkisi verildiği şeklinde bir ifade kullanılmamıştır. Bunun başlıca sebebi, egemenliklerinden büyük ölçüde feragat eden üye devletlerin bu şekilde bir ifadeyi kabul etmeyecek olmalarıdır.

Topluluk içinde yasama fonksiyonu dolaylı ve doğrudan yasama şeklinde bir ayrıma tabi tutulduğunda, tüzükler doğrudan hukuk kuralı ihdas etmek iktidarına sahip oldukları görülür. Bu durum, Antlaşmalarda Topluluk seviyesinde yasama aracı olarak tüzük yapılmasının öngörüldüğü durumlarda olacaktır.   

4.1.2. Tüzüklerin Nitelikleri 

ATA m.249 ve AAETA m.161 de yer alan tüzüklerle AKÇTA m14 de yer alan genel kararların ortak özellikleri şu şekilde sıralanabilir:  

a. Genel bir uygulamaya sahip olmaları 
b. Tüm yönleriyle bağlayıcı olmaları  
c. Üye devlertlerde doğrudan uygulanabilmeleri 

Tüzükler ve genel kararların etkili oldukları alan son derece geniştir. Tüzükler belirli ve sınırlanmış süjelere yönelik değil, genel ve soyut olarak belirlenmiş süjelere yönelik çıkarılır. ATM tüzüğün genel bir uygulama alanına sahip olmasını, belirlenmiş veya tanımlanabilir muhataplara değil, soyut olarak hedeflenen kategorilere bütünüyle uygulanabilen bir yasama işlemi olarak tarif edilmiştir.

Tüzük, genel bir uygulamaya sahip olmakla beraber içinde karar niteliğinde hükümler taşıyarak, karma bir nitelikte de olabilmektedir 

Tüzükler genel bir kapsama sahiptir. Tüm yönleriyle bağlayıcıdır ve üye devletlerde doğrudan doğruya uygulanır. Tüzükler, Toplulukların Resmi Gazetesinde yayınlanmakla, bütünüyle ülkelerde aynı anda yürürlüğe girer.   

Üye devletler aynı zamanda tüzüklerin iç hukuklarında uygulanmasını sağlamak amacına yönelik tasarruflarda da bulunamazlar. ATM’ye göre, üye devletlerin bu şekilde iç hukuk muamelelerinde bulunmaları tüzükleri doğrudan etkililiğini ve tüm üye devletlerde bir örnek olmasını zedeler.  

4.1.3. Tüzüğün Unsurları 
Kurucu Antlaşmalarda hangi konularda tüzüğün çıkarılabileceğini dair genel bir kural yoktur. Bununla beraber, bazı konuların mutlaka tüzükle düzenlenmesi öngörülmüştür.  

Tüzüklerin yürürlüğe girebilmesi için Avrupa Topluluğu Resmi Gazetesinde (A.T.R.G.) yayınlanmaları gerekir. Tüzükler Resmi Gazetede yayımlanmasını izleyen 20. Günde yürürlüğe girerler. Tüzüğün daha ileri bir tarihte yürürlüğe girmesi de öngörülebilir. Tüzüğün yayımının gecikmesi durumunda, bunun tüzüğün hukuka uygunluğunu etkilemediği fakat bağlayıcı nitelik kazanmasını engellediği kabul edilmektedir. 

Tüzük hükümlerinin geriye yürüme özelliği olmamakla birlikte, Topluluk yararının gerektirmesi durumlarda, yayın tarihinden önceki bir tarihte yürürlüğe girmesi kabul edilmektedir. Bu durumda, tüzük ancak tebliğ anından itibaren hukuki sonuçlarını doğuracaktır.  

Kurucu Antlaşmalar Topluluk tasarruflarının gerekçeli olmasını öngörmüştür. Gerekçenin yokluğu Antlaşmanın ihlali anlamına gelecektir. Gerekçenin yokluğu veya yetersizliği işlemi hukuka aykırı hale getirir. ATM, tasarrufların gerekçeli olmasını esaslı bir usul şartı olarak kabul etmiş ve gerekçenin yokluğunu iptal yaptırımına bağlamıştır. 

ATA ve AAET Antlaşmaları Konsey’e ilke tüzükleri yapma yetkisini vermiş, bu şekilde bu kurumu esas yasa koyucu olarak  ön plana çıkarmışlardır. Ancak Konsey’in  yapısı itibariyle bu yetkiyi tam olarak kullanmasına maddeten imkan olmadığı ölçüde, yetkilerinin bir kısmını Komisyon’a devrettiği görülmektedir. 

Tüzükler, kurucu Antlaşmalarda öngörülmekle beraber bazı ayrımlara tabi tutulmuşlardır. Bunlardan ilki temel tüzük-çerçeve tüzük ayrımıdır. Temel tüzükler Topluluk politikasının uygulanmasın bakımından “genel ilkeleri” belirleyen tüzüklerdir. Bu tüzükler ışığında daha sonra uygulama tüzükleri çıkarılmaktadır. ATM, bu ayrımı ve buna bağlı uygulamaları kurucu Antlaşmalara aykırı bulmamıştır. Diğer bir ayrım,  Konsey tüzüğü Komisyon tüzüğü ayrımıdır. 

Konsey tüzükleri ikili bir ayrımla incelenebilir. Birinci kategori yukarıda da belirtilen temel tüzükler oluşturmaktadır Bu tüzüklere bu ismin verilmesinin gerekçesini doğrudan doğruya bir antlaşma maddesine dayanılarak yapılması oluşturmaktadır. 

Konsey’in komisyon’a herhangi bir vekalet vermeksizin uygulama tüzüğü yapma yoluna gidebildiği de görülmektedir. Bu doğrultudaki tüzüklerin temel tüzüklere dayandırıldığı ve bunları yürürlüğe sokmak amacını güttüğü anlaşılmaktadır.   

4.2. Tüzüklerin Doğrudan Uygulanabilme Özellikleri 
Tüzüklerin, ATA 249. maddede belirtilen, “genel bir uygulamaya sahip olma” ve “bütün yönleriyle bağlayıcı olma” özelliklerinden sonra yer alan üçüncü özelliği “doğrudan uygulanabilmesi”dir. Tüzüğün doğrudan uygulanabilmesi, en kısa anlatımıyla, üye devlet hukuk düzenlerine dahil olabilmesi, en kısa anlatımıyla, üye devlet hukuk düzenlerine dahil olabilmesi için ulusal makamların olumlu ya da olumsuz herhangi bir işlemine ihtiyaç göstermemesi, olarak ifade edilebilir. 
ATM’nin tüzüklerin doğrudan uygulanmasıyla ilgili verdiği ilk kararlarından biri politi kararıdır.  
Yüksek Mahkeme kararında, doğrudan etkiyi, herhangi bir koşul aramadan, tüzüğün yapısına bağlamış ve doğrudan etkiyle aynı anlamda kullanmıştır. 

ATM ilk olarak, Politi kararındaki tutumuna paralel olarak, “tüzüklerin yapıları ve Topluluk hukuk kaynakları sistemindeki işlevleri dolayısıyla doğrudan etkiye sahip oldukları ve ulusal mahkemelerin korumakla yükümlü oldukları bireysel haklar yarattıklarını” belirtti. 

Konsey tüzükleri yayınlanmalarıyla birlikte üye devletlerin ulusal hukuk düzenlerinin bir parçası olur ve bu devlet toprakları üzerinde, Antlaşmanın 189. Maddesi çerçevesinde doğrudan uygulanır. Bu nedenlerle, bir ulusal norm, anayasa düzeyinde de olsa, tüzük hükümlerinin uygulanmasını durduramaz.

Üye devletlerin tamamlayıcı uygulama işlemleri yapmasının öngörüldüğü durumlarda, uygulanan işlemin hangi ulusal organ tarafından yapılacağı ve nasıl bir usul izleneceği konusunda bir kural yoktur. Üye ülkelerin bu konuda serbest oldukları kabul edilmektedir. 

Uygulamada, söz konusu işlemleri farklı makamların yapması söz konusu olabilmektedir.  

4.3. Ulusal Normların Doğrudan Uygulanma Özelliği Karşısındaki Durumu 
Topluluk hukukunun doğrudan etkililiği ve üstünlüğü ilkelerinin sonucu olarak, Topluluk hukukunun geçerli olduğu alanlarda iç hukuk düzenlemelerinin durumu, bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Topluluk organlarının görevlerini yerine getirme çerçevesinde kullandıkları doğrudan etkili ve uygulanabilir işlemler, iç hukuka dahil olduklarında, kendilerine aykırı bir düzenleme olması durumunda Topluluk hukuku-iç hukuk çatışmasının doğması kaçınılmaz olmaktadır. İki hukuk düzeni arasında bir çatışma, gündeme, “topluluk hukukunun bütün ülkelerde aynı etkiye sahip olması” prensibini getirir. Bu prensip, Topluluk hukukunun bütün üye devletlerde aynı kapsamda ve güçte etkili olmasını ve üye devletlerin, bir çatışma durumunda, Topluluk hukukunu dolaylı ya da doğrudan ortadan kaldıramamasını ifade eder. Topluluk hukuku-iç hukuk çatışmasında Topluluk hukukunun geçerliliğini, üye devletlerin denetimine bırakmak, Topluluk hukuk düzeninin özerklik ve üstünlük prensiplerinin tamamen ortadan kalkması sonucunu doğurur. 

Kurucu Antlaşmalarda, Topluluk hukuku ile iç hukuk hükümlerinin çatışması durumunda hangi hukukun uygulanması gerektiği hakkında açık bir düzenleme bulunmamaktadır,başka bir ifadeyle, Antlaşmalarda bir çatışma normu mevcut değildir. 

Söz konusu uyuşmazlık, kanun seviyesinde olabileceği gibi anayasal seviyede de doğabilmektedir. Uygulamada uyuşmazlık daha çok kanun seviyesinde ortaya çıkmaktadır. Sorun, Topluluk hukuku veya ulusal hukukunun ihdas edilme zamanına göre farklı özellikler göstermektedir. Bu bakımdan, Topluluk hukukuna aykırı önceki ve sonraki iç hukuk normlarının durumunu ikili bir ayrımla ortaya konması gerekir. 

4.3.1.Önceki Tarihli Ulusal Normların Durumu 
Tüzüğün önceki tarihli bir ulusal normla çatışması ihtimalinde, ATM kararlarına göre, önceki tarihli ulusal norm “uygulanamaz” hale gelir. Tüzüğün önceki tarihli aykırı bir norm karşısında üstünlüğü ATM’nin bir çok kararında ifade edilmiştir. Doğrudan etkiye sahip Topluluk tasarrufuyla önceki tarihli bir normun çatışmasını durumunun tartışıldığı Lück kararında, ATM, “doğrudan uygulama prensibi, Topluluk hukukuna aykırı her ulusal normu uygulanamaz kılar”, hükmüne varmıştır. 

ATM, Simmenthal  kararında ise , önceki normun uygulanamaz olduğunu, “Topluluk hukukunun üstünlüğü ilkesi uyarınca, andlaşma hükümleri ve kurumların doğrudan uygulanır nitelikteki işlemleri, üye devletlerin iç hukuku ile ilişkileri açısından, halihazırdaki yasaların tüm aykırı hükümlerinin uygulanmaması etkisini doğurur.32” Kararıyla kesin bir şekilde ifade etti. 

ATM kararları ışığında, tüzüklere ve diğer doğrudan etkili Topluluk tasarruflarına aykırı önceki ulusal işlemlerin, uygulamada zorluk yaratmadığı söylenebilir. Zira, ATM’nin içtihatlarıyla, doğrudan geçerliliğe sahip Topluluk normlarının önceki tarihli aykırı ulusal normlar karşısındaki üstünlüğü yerleşmiştir. Sorun, sonraki tarihli ulusal normlar bakımından özellik arz etmektedir. 

4.3.2. Sonraki Tarihli Ulusal Normların Durumu 
Sonraki tarihli ulusal düzenlemelerin Topluluk normlarına aykırı olması durumunda, ortada açık bir çatışma söz konusudur. Böyle bir durumda ulusal yargıç, Topluluk normu ve ona aykırı sonraki tarihli bir ulusal norm ile karşı karşıyadır. 

ATM, Costa Enel kararında açık bir şekilde, “…Antlaşmalardan doğan hukukun orijinal özgül niteliği gereği, hiçbir iç metin Topluluk hukukuna aykırı olamaz  diyerek, çatışmanın önceki ya da sonraki tarihli bir normla olmasının fark etmediğini, Topluluk normunun mutlak üstünlük taşıdığını ifade etmiştir. 

Topluluk hukukunun gereklerini yerine getirmek sadece ulusal mahkemelere getirilmiş bir sorumluluk değildir. Aynı zamanda, ulusal idareler de, aynı yükümlülük altındadır. İdari otoriteler, merkeze veya merkeze bağlı çevre idareler, Topluluk hukukuna uymak durumundadırlar.  Topluluk hukukunun üstünlüğü ve doğrudan etkisi çevresinde, ulusal otoritelerin müdahale zorunluluğu, Topluluk hukukuna aykırılık taşıyan hukuki metinlerin onaylanmaması veya aykırı sözleşmelerin ortadan kaldırılmasını da kapsar niteliktedir. Bu durumda, İdari otoritelerin Topluluk hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesinden kaçınması durumunda, ihlal davasının açılması söz konusu olabilecektir. 

4.3.3. Ulusal Normun Geçersizliğinin Nitelenmesi Sorunu 
Topluluk normları ile çatışan ulusal normlar geçersiz kabul edilmekle birlikte, bu durumun hukuki gerekçesi hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür.  

ATM, aykırı ulusal normların durumlarını açıklarken, “hükümsüz” değil, uygulanamaz terimini tercih etmiştir. ATM, Marimex kararında ulusal normlar arasında zaman açısından bir ayrım yaparak, aykırı önceki normu, “uygulanamaz”, sonraki normu, “sakat değil, hukuki etkiden yoksun” olarak nitelemiştir. ATM’nin ulusal normların geçerlilikleri konusunda, “iptal” veya “geçersizlik” gibi daha kesin ifadeler kullanmamasının sebebi, ulusal normları denetleme yetkisinin olmamasıdır. Kurucu antlaşmalarda, ATM’nin yetkileri Topluluk hukuku çerçevesinde tanımlanmış, ulusal normlar üzerinde bir denetim yetkisi öngörülmemiştir. 

Ulusal normun Topluluk hukukuna ters düşmesi durumunda, onu düzeltmek ya da ortadan kaldırmak yükümlülüğü tamamen ilgili üye devletin iradesine bırakılmıştır. Aykırılık halinde gereği yerine getirmeyen üye devlet hakkında ATM önünde dava açılması gündeme gelebilecektir. 

Doktrinde, doğrudan uygulanır Topluluk normlarının, aykırı iç hukuk düzenlemelerini dolaylı olarak “ilga” ettiği de ileri sürülmüştür. Erdoğan Teziç’e göre bu görüş isabetli değildir. İlga iç hukuklarda, yürürlükteki bir düzenlemenin ilgili ulusal organ tarafından başka bir düzenlemeyle yürürlükten kaldırılmasıdır.  Topluluk hukuku ve iç hukuk düzenleri her ne kadar yan yana ve iç içe geçmiş bir ilişki içinde olsalar da, aralarında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Her iki hukuk düzeninin normları da farklı kamu düzenlerinden kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan, Topluluk iradesinin, ulusal normların geçerliliği hakkında bir değer yargısında bulunması söz konusu değildir.  

4.4. Tüzüğün Yargısal Denetimi 
4.4.1. Tüzüğün İptal Davasına Konu Olması 
Topluluk hukukunda, organlarının hukuki tasarruflarının yargısal denetimine olanak veren temel dava türü iptal davasıdır. İptal davası ile, Topluluk organlarının, hukuki tasarrufları hem geçerlilik hem de uygunluk açısından ATM’nin yargı denetimi altına alınmıştır.  İptal davasının konusunu, Topluluk organlarının bağlayıcı ve hukuki sonuçlar doğuran işlemleri oluşturur. Bu bakımdan, hukuki etkileri olmayan tavsiye ve görüşler iptal davasına konu olamazlar.  

Kurucu Antlaşmalarda tüzüğün ve genel kararın iptal davasına konu olabilmesi çeşitli şartlara bağlanarak sınırlandırılmıştır. İptal davasına ilişkin esaslar, kurucu Antlaşmalarda farklı biçimlerde düzenlenmesi sebebiyle konunun incelenmesinde ikili bir ayrım yapılması gerekmektedir.  

AKÇT’yi kuran Paris Antlaşmasına göre iptali istenebilecek işlem türleri, kararlar ve tavsiyelerdir. Anlaşmada birel kararlar ve genel kararlar arasında iptal sebepleri konusunda bir ayrım yapılarak; birel kararlara karşı, bunların  unsurlarından birindeki sakatlık dava açılabilmesi için yeterli kabul edilirken, genel kararların dava konusu olabilmesi, “yetki saptırması” sebebine bağlanarak sınırlandırılmıştır. 

ATM, kararlarında “yetki saptırması”na ilişkin bir tanım getirmemiştir fakat kararlar incelendiğinde şu şekilde bir tanıma dayandığı söylenebilir: “yetki saptırması, yetkisini, o yetkinin hukuken bağlı olduğu amaçtan başka bir amaca yönelik olarak kullanan bir topluluk organının bu davranışından kaynaklanan bir iptal sebebidir” . 

ATA’yı ve AAET’yi kuran Roma Antlaşmalarında, gerçek ve tüzel kişilere tüzüklere karşı doğrudan dava açma hakkı tanınmamıştır. Konsey, Komisyon ve üye devletler için ise süre şartı dışında herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. 

Gerçek ve tüzel kişilerin iptal davası açabilmelerine ilişkin ATA’nın 230. Ve AAETA’nın 146. Maddeleri hükmüne göre, “her gerçek ve tüzel kişi, aynı şartlara tabi olarak, muhatabı olduğu kararlara veya bir tüzük formunda ya da başka bir kişiye yönelik olmasına rağmen, kendisini doğrudan doğruya ve kişisel olarak ilgilendiren kararlara karşı dava açabilir”.  

4.4.2.Tüzüklerde Yer Alan Cezaların İncelenmesinde ATM’nin Yetkisi 
Avrupa Parlamentosu ile Konsey’in birlikte ya da Konsey’in tek başına çıkardığı bazı tüzükler, bizzat, getirdikleri cezanın, ATM tarafından sınırsız bir yargı yetkisiyle incelenmesini öngörebilir. Bir tüzük, getirdiği cezanın denetimini ATM’ye bırakmışsa, kişiler söz konusu cezanın denetlenmesi için dava açabileceklerdir. ATM, dava konusu tüzüğün denetimini, ipal davası için öngörülmüş sebeplerin yanında, elverişlilik ve hakkaniyet yönlerinden de yapabilir. Tüzüğün öngördüğü ceza, ATM, tarafından, kaldırılabileceği gibi değiştirilebilir de. Örnek olarak, United Brands kararında, ATM, kararın bir kısmını iptal ederek, 1 milyon ECU tutarındaki cezayı  850.000 ECU’ya indirmiştir. 

D. Sonuç Olarak 
Çalışmamız neticesinde ulaştığımız sonuçları ve bazı tespitleri şu şekilde ifade edebiliriz; 

Tüzüğün temel niteliği normatif düzenleme iktidarına sahip olmasıdır. Klasik uluslar arası örgütlenmelerin bazı alanlarda normatif düzenleme yetkileri bulunsa bile, hiçbir uluslar arası örgütün elinde bu tür hukuki araç bulunmamaktadır. Tüzük, bu niteliğiyle, Topluluk iradesinin ulusal hukuklarda mutlak geçerliliğini sağlayan temel bir vasıta olmaktadır. Tüzük dahilinde ortaya çıkan sorunların temelinde de bu nitelik yatmaktadır. Tüzük, çalışmada belirtildiği üzere, kurucu Antlaşmalarda doğrudan uygulanma özelliğine sahip olduğu belirtilen tek işlem türüdür. Bu durum Topluluğu kuran iradenin amacını göstermesi bakımından önemlidir. 

Topluluk kurucu iradesinin, tüzük vasıtasıyla, bir tür yasama iktidarına sahip olmak istediği söylenebilir. ATM de kararlarında bu amaç doğrultusunda hareket etmiştir. Sözgelimi, “doğrudan etkililik” prensibi, kurucu Antlaşmalarda, tüzükler dahil hiçbir işlem türü için öngörülmemiştir. Prensip, ATM tarafından içtihatlarla oluşturulmuştur. ATM, doğrudan etkililik için aradığı, hükmün açık ve koşulsuz olması şeklindeki kriterleri tüzük bakımından birkaç istisnai kararı dışında aramamıştır. ATM’ye göre, doğrudan etkililik tüzüklerin yapısından ve işlevinden kaynaklanmaktadır. Doğrudan etkili tüzükler, kendilerine aykırı ulusal normu, norm anayasal dahi olsa uygulanamaz kılacaktır. Üye devletler de, tüzüğün uygulamasını ve yararlı etkisini zedelemeyecek şekilde hareket etmek durumundadırlar. Tüzük hükümleri, ulusal uygulama güçlüğü ya da ulusal çıkarlara aykırılık gibi sebeplerle uygulanmaktan alıkonulamazlar. 

Tüzüğün düzenleme fonksiyonu ulusal parlamentoların yetkilerinde de radikal değişimler yaratmıştır. Parlamentoların en temek işlevi olan yasama faaliyeti, tüzüklerin ortaya çıkmasıyla sınırlanmıştır. Bu sınırlama, hem Topluluğa devredilen alanlarda düzenleme yapmayı hem de mevcut Topluluk hukuku normlarına aykırı esaslar getirmeyi kapsamaktadır. Tüzüklerin yasama niteliğindeki hükümleriyle, bireyle ulusal kamu gücünün yanında başka bir kamu gücüne de dahil olmuşlardır. Bu kamu düzeni bireyler için haklar doğurabileceği gibi, borçlar da öngörebilir. Tüzüklerin anayasal düzeyde yarattığı tartışmalar da genellikle tüzüklerin üye devlet vatandaşları için yaptırımlar öngördüğü durumlarda olmuştur. Topluluğun yetkilerinin sürekli bir genişleme içinde olduğu göz önüne alındığında ulusal parlamentoların durumlarının yeniden belirlenmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Söz konusu durum ulusal mahkemeler açısında da geçerlidir. ATM içtihatları doğrultusunda, ulusal yargı., Topluluk hukukunun iç hukuklardaki uygulayıcısıdır ve bir çatışma halinde kendi hukukunu değil Topluluk hukukunu uygulamak zorundadır. 

Yukarıdaki ifade edilen tespitlerin neticesinde, sorunun temelde egemenlik kavramı etrafında şekillendiğini ya da düğümlendiğini söylemek mümkün olmaktadır. Üye ülkeler için ifade edilen kavram “egemenlik devri” olsa da, kanımızca durum, egemenliğin belli bir kısmının devredilmesinden çok daha başka ve önemli bir durumu ifade etmektedir, o da, insanlığın ileriki yıllarda nasıl bir siyasal ve toplumsal düzende yaşayacağıdır. 

“Devlet” kavramından “Ulusal birlik kavramına” doğru gelişen bu düzlemde, tüzüğün, ulusalüstü bir yasama aygıtı olmakla, gelecekteki siyasal örgütlenmelerin sahip olacakları “düzenleyici tasarrufların” ilk örneğini oluşturduğu söylenebilir.

                                                                                                                       Av. Oğuzhan ÇAKIR 

KAYNAKÇA  
A Füsun Arsava:  AT hukuku ve Bu Hukukun Ulusal Alanda Uygulanmasından Doğan Sorunlar, ATAUM, Ankara 1998. 
Ayşe Işıl Karakaş: Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus Devlet Egemenliği, İstanbul, Der, 1993. 
Can Baydarol: AT Hukuk Sistemi AT Hukukunun İşleyişi: AT Hukukunun Kaynakları Kitap II, IKV Yayınları, İstanbul, Temmuz 1991. 
Enver Bozkurt- Mehmet Özcan-Arif Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku, Asil Yayın Dağıtım,  Ankara,2006 
Erdoğan Teziç: “Türkiye’de 1961 Anayasasına Göre Kanun Kavramı”, Doçentlik Tezi, İ.Ü., İstanbul, 1970. 
Güniz Odyakmaz: Topluluk Hukuku Çerçevesinde Topluluk-Üye Ülke İdareleri Arasındaki İlişkiler, İKV Dergisi, S:79, 1990. 
Haluk Günuğur: Avrupa Topluluğu Hukuku, Tarhan yayınları, 1993. 
Hüseyin Pazarcı:”Topluluk Hukukunun Üye Devlet Hukuklarıyla İlişkisi”, Avrupa Topluluğu Hukuku Sempozyumu, Danıştay, Ankara, 1990. 
Hüseyin Pazarcı: Uluslararası Hukuk Dersleri I. Kitap, Turhan Kitapevi, Ankara, Eylül 1995. 
Mehmet Nuri Tapan: Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1998/3. 
Ömer Faruk Altıntaş: Avrupa Birliği Hukuk Kaynakları,Ankara, 5 Nisan 2007. 
Umut Doğu: Avrupa Birliği Hukukunda Tüzük ve Ulusal Hukuka Etkileri Yüksek Lisans Tezi,T.C İ.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim dalı, İstanbul, 2001. Ünal Tekinalp: Avrupa Birliği Hkuku, İstanbul, Beta, 2000. 

Hiç yorum yok

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.