Meşru müdafa - Nefsi müdafa nedir ve şartları nelerdir?


Meşru müdafa - Nefsi müdafa (Meşru savunma) Nedir?


Hukuk terminolojisinde meşru savunma - nefsi müdafa – yasal savunma gibi farklı isimlerle de anılan meşru müdafa kavramı; uğranılan bir saldırı karşısında, zorda kalma koşuluyla yapılmış bir saldırının tehlikeyi savuşturmak suretiyle güç kullanarak engellenmesi amacıyla kişinin kendisini veya bir başkasını korumasıdır. 

Aynı şekilde ve aynı sebeple yapılmış olan karşı saldırı da Meşru Müdafa -Nefsi mudafa olarak değerlendirilmektedir.

Meşru müdafanın Şartları

Meşru müdafada eğer savunma yapılmazsa yapılmazsa; ölüm, yaralanma, ırza tecavüz gibi tehlikelerin açık ve bariz olması aranan en temel şarttır.

Meşru müdafa kapsamında yapılan korunma, karşı saldırı, önleyici müdahale veya tehlikeyi zorla ve güç kullanarak def etme durumunda aranılan kriter yapılan müdahalenin orantılı güç kapsamında korunma amaçlı olmasıdır.

Nefsi müdafaa durumunda birini öldürmenin veya yaralamanın hükmü:

Örnek verecek olursak: ateşli silahla (tabanca, tüfek) saldırıya uğrayan bir kişinin kendisini korumak ve tehlikeyi savuşturmak için yine ateşli bir silahla kendisini savunması meşru müdafa olarak değerlendirilir; bunun yanında bedensel güç kullanarak saldırıda bulunan kimseye ateşli silahla karşılık vermek orantısısız güç kullanma durumu doğurduğundan meşru müdafa kapsamının aşılmasına neden olacaktır.

Çağdaş hukukta meşru müdafaa durumunda bulunup da, suç işleyen kimsenin cezalandırılmayacağı hususunda tereddüt yoktur. Fakat cezalandırmanın hukuki esas ve temelini açıklama bakımından çeşitli fikirler ve uyuşmazlık bulunmaktadır.[1] 

Meşru Müdafaa (Meşru Savunma) ve zorunluluk hali ile ilgili kanun maddesi

TCK. Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

TCK MADDE 25 Gerekçesi ;

Maddenin birinci fıkrasında bir hukuka uygunluk nedeni olarak meşru savunma düzenlenmiştir.
Meşru savunma bakımından Tasarı şu koşulları saptamıştır:

Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir.

Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.

İkinci olarak meşru savunmanın “haksız saldırı” koşulu bakımından, “gerçekleşen haksız saldırı” ile “gerçekleşmesi muhakkak haksız saldırı” veya “tekrarı muhakkak haksız saldırı” aynı sayılmıştır. Böylece kişilerin haksız saldırılara karşı kendilerini korumaları olanağı daha da genişletilmiş olmaktadır.

Savunmanın “saldırı ile orantılı biçimde” olması, yani saldırıyı defedecek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uygunluk nedeninden yararlanacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasında, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak zorunluluk (zaruret, ıztırar) hali düzenlenmiştir. Zorunluluk durumunda, kişinin, kendisinin veya başkasının sahip bulunduğu bir hakka yönelik bir tehlikeyi gidermek amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza sorumluluğu yoktur. 

Meşru savunmadan farklı olarak, zorunluluk halinde bir saldırı değil tehlike söz konusudur. Zorunluluk halinin kabulü için, kişinin tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete başvurmadan kurtulmanın olanaklı bulunmaması ve tehlikenin ağır ve muhakkak olması da araştırılacaktır.

Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında “orantılılık ilkesi” kabul edilmiştir.

Kaynak:
1- Dönmezer/Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, s. 109-110.

Hiç yorum yok

►Bir profiliniz yoksa "Yorumlama biçimi" seçeneğinden "Adı/URL" kısmına isminizi yazarak (url zorunlu değil) veya "Anonim" bölümüne tılayarak yorumunuzu yazabilirsiniz.